Sabah e-postalarımı incelediğimde ABD’den gelen yeni verileri okudum. Her 6 Amerikalı’dan birinin H1N1 ile enfekte olduğu ve Mart ayından bu yana H1N1 enfeksiyonu sonucunda hayatını kaybedenlerin sayısının 10,000’e ulaştığını öğrendim...
Sabah e-postalarımı incelediğimde ABD’den gelen yeni verileri okudum. Her 6 Amerikalı’dan birinin H1N1 ile enfekte olduğu ve Mart ayından bu yana H1N1 enfeksiyonu sonucunda hayatını kaybedenlerin sayısının 10,000’e ulaştığını öğrendim. Ülkemizdeki gerçek hasta sayısını kimse bilmemekle birlikte haber programlarında altyazılarda belirtilen ölümlerin hızla 500’e yaklaştığı fark ediliyor. H1N1’e karşı çok da belirgin etkisi olmayan ilaçlar hızla tükenirken, en etkili yöntem olan aşıya hala rağbet yok. Sadece H1N1 aşısı konusunda değil, John F.Keneddy’nin UFO’dan açılan ateşle öldürüldüğü, orta yaşlı Fin’li kadınların UFO’lar tarafından gökzüyüne “kaldırıldığı” Amerikalıların beyinlerimize mikrochipler yerleştirerek kiteleleri istediği gibi yönlendirdiği konusunda son derece “özgün” tezleri olan Fin’li bir parapsikoloğun görüşlerini yansıtan e-postalar, somut ölüm istatistiklerinden çok daha inandırıcı olmaya devam ediyor.
Sağlık girişimleri ile ilgili toplumsal ve politik kaygıları, bilimsel olmayan, mantık dışı veya yanlış yönlendirilmiş olarak nitelemek çok doğru bir yaklaşım değil. Eğer insanların bireysel veya kültürel inançları, bilimsel doğrularla çatışıyorsa, sağlık sorunları için bilimsel çözümler oluşturmak tek başına yeterli olmuyor. Örneğin Gambia’da Ocak 2007’den beri HİV enfeksiyonu ve AİDS ile ilgili tüm tedaviler durdurulmuş durumda. Çünkü bu tarihte Başkan Yahya Jameeh, HİV ve AİDS’in sadece Kuran’dan alınan bazı ayetler ve bitki karışımları ile tedavi edilebileceğini ilan etti. AİDS hastaları Başkanın şifa verici programına dahil olurken, Jameeh tartışmalı ve herkesten saklanan özel laboratuar testleri ile tedavisinin başarılı olduğunu duyurdu. Sağlıkla ilgili bilim insanlarının itirazları toplum tarafından duyulmadı bile. Küresel Polio (çocukfelci) Eradikasyon Girişimi Nijerya’da 2003 yılında, kuzeydeki 3 eyalet aşı olmayı reddedince raydan çıkmış oldu. Aslen doktor ve aynı zamanda Nijerya Şeriat Yasaları Yüksek Konseyinin başkanı olan Datti Ahmed gazetecilere şu demeci verdi: “Biz günümüz Hitler’lerinin bilerek hileli polio aşılarının içine doğurganlığı azaltan ilaçlar ve HİV olarak bilinen virüsleri koyduklarına inanıyoruz”. Aşı kampanyası 2004’de tekrar başlatılsa bile Nijerya’nın Kuzey Eyaletlerinde aşıya karşı güvensizlik hala devam ediyor. En gelişmiş ülkelerde bile kabakulak aşısı ile otizm arasında ilişki olduğu yönündeki toplumsal kaygılar daha yeni sona erdi.
G20 üyesi olmakla öğünen ülkemizde, H1N1 aşı kampanyasının bu denli başarısız olmasının temelinde de benzer sorunlar yatıyor. Bu başarısızlıklar, bilimsel ve teknolojik gelişmelerin çevresinde şekillenen çok yönlü politikların başarıya ulaşması için bilim insanları, politikacılar ve toplum arasında yeni iletişim yöntemlerinin geliştirilmesi gerektiğini gösteriyor. Toplum ölçeğinde yürütülecek kampanyalardan önce tüm bakış açılarının dikkate alınması gerekiyor. Toplum sağlığı ile ilgili programların yürürlüğe konulmasında ve tartışılmasında temel bilim insanları, sosyal bilim insanları ve karar veren yetkililerin ortak hareket etmesi gerekiyor. Ulusal ve uluslararası sağlık kuruluşları çok önemli destekler sağlıyorlar. Açıklamaların yapılması ve konunun tartışılmasında da sivil toplum örgütlerinin katkıları vaz geçilmez nitelikte oluyor.
Yeterli iletişim tek başına mucizeler yaratacak bir yöntem değildir. Önemli olan bu iletişimin toplumsal dokuda yer alan karmaşık görüşleri dikkate alacak nitelikte olmasıdır.