Tıp Akademisyenleri Neden Mars’tan?
Haftasonunda yirmi yıldır okuduğum ve 82 yıldır yayınlanan The Annals of Internal Medicine adlı derginin editörüğüne ilk kez bir kadın doktorun seçildiğini öğrenince, bu gelişmenin önde gelen tıp dergileri açısından önemli bir mihenk taşı oduğunu fark ettim. Dr. Laine’in ekonomik krizin ortasında ve daha önemlisi de çıkar çatışmaları nedeniyle tıp yayıncılığının giderek zorlaştığı bir dönemde göreve getirilmesi kendisine duyulan güvenin kanıtı. İnternette hızlı bir gezinmenin sonucunda, en prestijli 10 tıp dergisinin editörlerine ve editörler kuruluna göz atınca kadın akademisyen sayısının son derece az olduğu yolundaki öngörümü doğrulamış oldum.
ABD’de 1960 yılında tüm tıp fakültesi öğrencilerinin sadece %5’ini kadınlar oluşturuken günümüzde kadın ve erkek öğrencilerin sayıları eşitlenmiştir. Son 15 yılın verileri ülkemizde de benzer bir durumun yaşandığını işaret etmektedir. Öte yandan ABD’de 2005 yılında yapılan bir araştırma, tıp fakültelerindeki profesörlük kadrolarının %15’inde, anabilim dalı başkanlığı pozisyonlarının %11’inde kadınların görev yaptığını göstermiştir. Jagsi ve arkadaşlarının gerçekleştirdiği araştırmada, 2004 yılında 1970 yılıyla karşılaştırıldığında, altı ana tıp dergisinde yayınlanan makalelerde yer alan kadın araştırmacı sayısının 5 misli arttığı belirleniştir. Bilimsel makalelerde ilk ve son isimler çok önemlidir. Ülkemizde bilimsel üretimin tarihi kadar eski olan bu geleneğe her zaman uyulmasa da, ilk isim araştırmayı yürüten ve makaleyi yazan genç bir akademisyene, son isim ise araştırmanın gerçekleştiği laboratuar ve kliniği yöneten, tanınan ve yaşı daha ileri olan bir akademisyene aittir. 2005 yılında ABD’de tıp alanında yayınlanan makalelerin %29.3’ünde birinci isim, %19.3’ünde sonuncu isim kadınlara aittir. Cinsiyetler arasındaki bu farkın kapanması için daha fazla sayıda kadın akademisyenin yönetici konuma gelmesi gerektiği düşünülebilir.
Öte yandan yarım yüzyıla yakın bir süre içinde tıp fakültelerinden mezun olan kadın doktor sayısıyla akademik kariyerlerini sürdürebilen kadınlar arasında büyük bir fark vardır. ABD’de akademik kariyere devam edebilen doktorların oranı %23, kadınların ise sadece %5’dir. Bu farkın nedenleri çok açık olmamakla birlikte bazı ipuçları şu şekilde sıralanabilir; olumsuz kurum kültürü, eşit işe eşit ücret önermeyen yaklaşımlar, kadınlar için daha esnek kariyer yolları olmaması, kadınların eğitici ve öğretici donanımlar kazanması için yeterli destek sağlanmaması.
Sadece ABD’de değil AB üyesi ülkelerde de, tıp alanındaki akademik faaliyet ve pozisyonlar açısından iki cinsiyet arasında kadınların aleyhine bir fark dikkati çekmektedir. Önemli olan bu farkın cinsiyet eşitliği açısından olumsuz bir bulgu olarak kabul edilmesi, nedenlerini irdeleyen araştırmalar yapılması ve fırsat eşitliği yaratmak için politikalar üretilmesidir. Amaç daha fazla kadının tıp fakültelerinde akademik platformda yerlerini alması, bilimsel üretime katkıda bulunması ve yeni biliminsanları yetiştirmeleridir.
Çeyrek yüzyıllık mesleki yaşantım sırasına hem meslekte hem de akademik hayatta çok sayıda başarılı kadın meslektaşımla birlikte çalıştım. Öte yandan ülkemize ait istatistikler bulamadım. Belki de bu tür bir araştırmanın yapılmasının ve oranların ilerideki yıllarda göstereceği değişimin izlenmesi için projelerin başlatılmasının tam zamanıdır. Ölçümleme yapılmadıkça, ilerleme ve gerilemeler, günlük spekülasyonlardan ibaret kalacaktır.