Soğukalgınlığından Ölmek
Amerikalı yazar Willa Siebert Cather’ın sık alıntı yapılan bir görüşü şöyledir “Ben bir soğukalgınlığından ölmeyeceğim. Yaşamış olduğum için hayatımı kaybedeceğim”. H1N1 salgını Mart ayından beri dünya gündeminin tam ortasında yer alıp binlerce can alırken, bilgilenme ve önlem alma konusunda, son dakikacılık ve kanıtlar yerine söylentilere dayanan bilgi edinme yaklaşımlarımız pek değişmedi. Doludizgin yaklaşan H1N1 salgını, henüz 29 yaşında olan bir hastane temizlik görevlisinin, akciğerlerinde yarattığı komplikasyonlar ve solunum yetmezliği sonucunda hayatına mal olunca, toplum olarak somut gerçeklerle yüzleşmiş olduk. Temizlik görevlisinin virüsü hastane ortamında mı yoksa toplum içinde mi edindiği bilinmiyor, büyük olasılıkla da bilinmeyecek. Şu anda kaç hastane enfeksiyon komitesinin, çalışanları günlük olarak influenza ilişkili belirtili ve bulgular açısından izlediğini, düzenli kayıt tuttuğunu ve hastaları evlerine yolladığını merak ediyorum. Yetkililerden gelen bazı açıklamalar ise enfeksiyon kontrolü konusunda çok iyi kavrayamadığımız önlemler içeriyor. Virüs hava yoluyla bulaştığına göre, okullarda havanın dezenfekte edilmesi, yani mikroplardan arındırılması için nasıl bir yöntem geliştirildiği merakla bekleniyor. Gelişmiş ülkelerde, okullar kapatılmıyor ve her sabah öğrencileri belirtiler açısından taranıyor ve hasta olanlar evlerine yollanıyor. Okullar kapatılınca, çalışan ailelerin zorlanacağı ve evde yalnız kalan çocukların daha farklı sorunlar yaşayabileceğini ifade ediyorlar.
H1N1 aşısının yapılması ile bağışıklığın oluşması arasında bir kaç hafta geçeceği için hastalanan insan, dolayısıyla da solunum yetmezliği gelişen hasta sayısında artış olacaktır. H1N1 bazı insanlarda ölümcül olabiliyor. Özel risk altında bulunan insanlar: 1) Gebeler 2) 5 yaşından, özellikle de 2 yaşından küçük olan çocuklar 3) Başka hastalıkları olan ve bağışıklık sisteminde yetersizlik olan bireyler, 4) 65 yaştan büyük insanlar ve 5) Kilosu çok fazla olan bireyler. Şu bir gerçek ki, H1N1 virüsü genç insanlar ve çocuklarda daha ağır seyrediyor ve komplikasyonlara neden olabiliyor. Çocuklarda H1N1 enfeksiyonunun solunum yetmezliğine yol açtığını ve tehlikenin başladığını ebeveynleri şu belirtilerden fark edebilirler: 1) Çok sık soluk alma veya zor nefes alması, 2) Cilt renginin mavi-gri olması 3) Yetersiz sıvı tüketmesi, 4) Uyanamaması veya iletişim kurmaması, 5) Kucağa alınmayı istemeyecek kadar huzursuz olması, 6) Grip benzeri belirtilerin önce düzelmesi ama bir kaç gün sonra ateşle birlikte geri gelmesi, 7) Ateşle birlikte deri döküntüsü olması. Erişkinlerde ise solunum yetmezliğinin geliştiğini gösteren belirtiler şunlardır: 1) Soluk almada zorluk veya solunum yetersizliği olması, 2) Göğüste veya karın içinde ağrı veya basınç hissi oluşması, 3) Ani gelişen sersemlik hissi, 4) Zihin karışıklığı, 5) Şiddetli veya sürekli kusma.
Solunum yetmezliği geliştiği düşünülen bireylerin acilen hastaneye ve yoğun bakıma nakledilmesi gerekiyor. Yeni Zelanda, Avusturalya, Meksika ve ABD deneyimleri yoğun bakımların salgın sırasında çok zorlandığını ortaya koyuyor. Ülkemizdeki yoğun bakım yataklarının, yapay solunum cihazlarının ve sağlık çalışanlarının önceden planlamalarının yapılması gerekiyor. Ağır solunum yetmezliği durumunda başvurulan “vücut dışı membran oksijenasyonu” yöntemi şu anda ülkemizde uygulanmadığından bu konuda da önlem alınması gerekiyor. Özetle “en hasta” hastalar için de bir dizi hazırlık yapılması şart.