Haber Türk Karşıt Görüş Programı - Tam Gün Yasa Tasarısı

06.08.2010 15:35:58

21 Temmuz 2010 günü Haber Türk Televizyonunda yayımlanan “Karşıt Görüş” programına Türk Tabipler Birliği, Sağlık Sen, Türk Hemşireler Derneği ve Hasta Hakları Derneği katılmıştır. 21 Temmuz günü saat 22:00 de başlayan program...

 

Değerli Meslektaşlarımız,

21 Temmuz 2010 günü Haber Türk Televizyonunda yayımlanan “Karşıt Görüş” programına Türk Tabipler Birliği,  Sağlık Sen, Türk Hemşireler Derneği ve Hasta Hakları Derneği katılmıştır. 21 Temmuz günü saat 22:00 de başlayan program 22 Temmuz 2010 günü sabah saat 00:02 ‘de sonlanmıştır.

Programın tam kaydı Derneğimizde bulunmaktadır. THD’nin temel yaklaşımı programın görüntü dahil tamamının web sayfasından yayımlanmasına yöneliktir. Ancak, programın çok yüklü olması tamamının sayfamızdan yayımlanmasını engellemektedir. Kısmi yayımlama , örneğin , yalnızca THD başkanının konuşmasını seçip yayımlamak mümkün ise de bu yaklaşım bütünü kavramaya, konuşmaları bir bütün içinde değerlendirmeye yarayacak bir yaklaşım değildir.

Meslektaşlarımıza programın tamamını izletme olanağını Haber Türk Kanalından soruşturduk, buna  imkan olmadığını , kanalın böyle bir hizmeti olmadığını bildirdiler.

( 0212 313 60 00 Haber Türk İzleyici Hattı)

Sonunda tüm programın görüntüsünü silip konuşmaların tamamı ile THD Başkanının konuştuğu görüntüleri yayımlamaya karar verdik. Ayrıca programın kopyasını, posta giderleri dahil tüm giderlerin  karşı taraftan karşılanması mukabilinde isteklilere  gönderebiliriz.

 

THD , tüzüğünde de apaçık belirtildiği üzere mesleğin toplum yararına  en iyi hizmeti verecek  bir meslek haline gelmesi için çalışmaktadır. THD bu  amaçla yol almaya çalışırken muhtelif kişi, kurum ve kuruluşların  engelleri, dayatmaları ile karşı karşıya kalmaktadır. Tüm bu dayatmalara, engellere karşın yoluna devam etme gücünü THD, emeği merkeze alan ve  onu gerçek anlamda kucaklamaya yönelik yaklaşımından almaktadır.  . Bu yol çok zor bir yoldur. Neden zordur? Çünkü, eğitim, çalışma yaşamı, ücret gibi temel alanlarda emeğin hak ettiği değeri bulması için çaba sarf etmek , kısacası, emekten yana tavır almak ve sürdürmek zordur.Neden zordur? Çünkü tüm dayatmalara, tehditlere , hakaretlere rağmen belirli ilkelere sahip çıkmak zordur. Ama mümkündür.  Ne mutlu bizlere ki anlayanların, bu yolda bizimle yürümeye istekli olanların sayısı giderek artmaktadır. Bu yolda bizimle yürümek istemeyenler de vardır. Bu da normaldir. Herkes yolunu, safını seçer… 04 Ağustos 2010

 

Saygılarımızla.

 

THD Genel Merkez

 


 

 

HABERTÜRK / TARİH: 2107.2010 / SAAT: 22:06 / SÜRE: 03:20:00

KARŞIT GÖRÜŞ

----- / -----

 

BALÇİÇEK PAMİR- İyi akşamlar, Karşıt Görüş’e hoş geldiniz.

Karşıt Görüş’te bu hafta Karşıt Görüş ekibi olarak sağlığı masaya yatırıyoruz. Tam Gün Yasasıyla birlikte tartışmaların alevlendiği şu günlerde Türkiye’de acaba Sağlıkta Dönüşüm Projesi bir işe yarıyor mu, yaramıyor mu, bütün konuşmaların ardında neler var, hepsini masaya yatıracağız. Ve önemli taraflar ağırlıyoruz, hemen herkes burada diyebilirim size. Bakın biz bugün neler konuşacağız ve kimleri ağırlıyoruz demeden önce de bir hatırlatma yapmak istiyorum. Daha biz programa başlamadan mailler gelmeye başladı ama, özellikle sevgili seyircilerden diyorum ki sorularınız varsa eğer hemşireleri ilgilendiren, hasta yakınlarını ilgilendiren, doktorları ilgilendiren, Hükümete ya da muhalefete sorularınız varsa karsitgorus@haberturk.com’a canlı yayına bu sorularınızı gönderebilir ya da SMS atabilirsiniz. Bakın biz bugün kimleri ağırlıyoruz ve neler konuşacağız.

PERFORE- Anayasa Mahkemesinin kamuoyunda Tam Gün Yasası olarak bilinen yasayı kısmen iptal etmesi, üniversitelerde ve devlet hastanelerinde çalışan doktorlarla Bakanlığı karşı karşıya getirdi. Şimdi kimlerin muayenehane açıp kimlerin açamayacağı konusunda tam bir hukuki kaos yaşanıyor. Günlerdir süren tartışmalar, sağlık sistemindeki aksaklıkların ve Sağlık Bakanlığının yürütmekte olduğu sağlıkta dönüşüm projesinin de yeniden gündeme gelmesine neden oldu.

Balçiçek Pamir’le Karşıt Görüş, bu hafta Tam Gün Yasasından yola çıkarak konuyla ilgili tüm tarafların katılımıyla Türk sağlık sektörünün sorunlarını masaya yatırıyor. Doktorların, hastaların, sağlık personelinin, Hükümetin ve muhalefetin gözünden sağlık sistemiyle ilgili merak edilen tüm soruların yanıtlarını arıyor.

Tam Gün Yasası ne getirdi, ne götürdü?

Anayasa Mahkemesinin kararı tüm doktorları kapsıyor mu?

Ameliyatlarda alınan bıçak parası tarihe mi karışıyor?

Sistemin aksayan yönleri neler?

Balçiçek Pamir’le Karşıt Görüş’ün bu akşamki konukları;

Türk Tabipler Birliği Yönetim Kurulu üyesi Doktor Osman Öztürk.

Sağlık-Sen Genel Başkanı Mahmut Kaçar.

Türk Hemşireler Birliği Genel Başkanı Profesör Doktor Saadet Ülker.

Hasta Haklarını Koruma Derneği Genel Başkanı Zeki Sadunoğlu.

Meclis Sağlık Komisyonu Başkanı AK Parti Milletvekili Doktor Cevdet Erdöl.

Ve Sağlık Komisyonu üyesi, CHP Muğla Milletvekili Doktor Ali Arslan.

Balçiçek Pamir’le karşıt görüş başlıyor.

Bu hafta sağlığı her yönüyle masaya yatıracağız dedik. Bütün taraflar burada dedik. Yanı başımda Türk Tabipler Birliği var. Hemşireleri temsil eden bir isim de o tarafta. Sağlık-Sen burada, Hasta Haklarını Koruma Derneği burada. Ve Ankara’daki konuklarıma dönmek istiyorum; TBMM Sağlık Komisyonu Başkanı AK Parti Milletvekili Cevdet Erdöl, siz de hoş geldiniz. Ve Sağlık Komisyonu üyesi CHP Milletvekili Ali Arslan, sizler de hoş geldiniz efendim. Ankara’daki konuklarımızı da tanıtmak istedim.

Şimdi Türk Tabipler Birliği’yle başlamak istiyorum, çünkü Tam Gün Yasasında kıyameti koparan Türk Tabipler Birliği oldu galiba. Osman Bey, bir başlayalım, şöyle bir net ortaya koyalım sorunu. Daha sonra zaten çok fazla sorum olacak.

Buyurun.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Şimdi aslında kıyameti koparan Türk Tabipleri Birliği mi oldu, Sağlık Bakanımız mı oldu, onları biraz konunun içerisinde değerlendirebiliriz.

BALÇİÇEK PAMİR- Bir hatırlatma yapacağım, çünkü daha gelmeden, dediğim gibi programa başlamadan mailler geliyor, SMS’ler geliyor dedik. Özellikle Sayın Bakanın 5 dakika önce çıkanı yakarım cümlesiyle ilgili çok da mail geliyor, bunu da göz önüne alarak konuşursanız sevinirim. Buyurun.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Sanırım 5 dakika önce çıkarım ibaresini sanırım Bakan Bey kullanmamış, önce yani onu zaten kullanmamış olmasını da temenni ediyorum, yoksa hani yakmak falan, bunlar hiç hoş şeyler değil. Ama şöyle bir ifade o gazete haberinde gördüm ben: Üniversiteden 5 dakika önce de çıkarsa işte YÖK’e bildiririm. Vallaha bunun üzerinde çok konuşacak bir şey yok, yani devlet memurlarının, üniversitenin mesai saatleri bellidir, bunu denetleyecek kişiler de bellidir. Bakan Beye de çok da görev düşmez yani. Şimdi eğer Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesinde bir hekim 5 dakika, 10 dakika önce çıkıyorsa, yani Sağlık Bakanlığı müfettiş gönderip orada denetleyecek değil, oranın kendi kuralları var.

Şunu da bu arada tabii söyleyelim: 5 dakika önce çıkanı yakıyor ama, mesela bugün Anadolu’nun birçok ilçesinde devlet hastanesinde beyin cerrahı arkadaşlarımız var, 365 gün gece-gündüz geliyor ameliyat yapıyor. Onlara da bir teşekkür cümlesi kursa keşke Bakan Bey. O yüzden hani dediğim gibi oradaki mevzuat dahilinde mesai saatleri içerisinde zaten hiç kimsenin de ben erken çıkarım, giderim gibi bir şey yok. O açıdan orada tartışılacak ben bir şey görmüyorum. Bakan Bey neden öyle bir ihtiyaç hissetti bilemiyorum ama, hekimlerin az çalıştığını mı ifade etmek istedi, vallaha o şeyler ortada.

Şimdi Tam Günün esasına isterseniz girersek…

BALÇİÇEK PAMİR- Çok kısaca ona girelim gerçekten.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Şimdi Anayasa Mahkemesi geçtiğimiz Perşembe günü Tam Gün’le ilgili Cumhuriyet Halk Partisinin açtığı iptal davasını görüştü. Çarşamba günü zaten bizi de davet etmişti Türk Tabipler Birliği olarak gittik, YÖK, GATA’yı davet etti görüş aldı ve Sağlık Bakanımızı davet etti görüş aldı. Perşembe bitiremedi görüşmeyi, Cuma günü Tam Gün’le ilgili birtakım iptal kararları verdi. Şu anki tartışma zaten üniversitede çalışan hekimlerin muayenehane açma, ikinci bir işte çalışmasına getirilen yasak çok bariz bir şekilde kaldırıldı. Şu an Sağlık Bakanımız diyor ki, bu Sağlık Bakanlığındaki kapsamaz, ama bakıyoruz evet şöyle bir şey var: Gerekçeli karar açıklanmadığı için tam göremiyoruz, ama açıklanan karardan da görüyoruz. Şimdi şu an gelinen yerde Sağlık Bakanlığında ya da başka bir kamu kurumunda çalışan, üniversite dışında başka bir kamu kurumunda çalışan bir hekimin muayenehane açması mesai saatinden sonra, iş yeri hekimliği yapması, ikinci bir işte çalışmasını engelleyen hiçbir hukuk yok, hiçbir, tek bir kanun yok, tek bir madde yok. Buna rağmen eğer yakarım, soruşturma açarım, memuriyetten atarım deniyorsa, hani o idarenin hukuksuz işlemleri tabii Türkiye’de oluyor. Ama şu an ayrıntılarını konuşuruz, Bakan Beyin dayanak gösterdiği, biz onu diyoruz, tek bir kanuni düzenleme yoktur. Aynı 78 öncesinde olduğu gibi, 60’lı yıllarda olduğu gibi, 1920’lerde olduğu gibi o hukuka döndük ve o hukuk içerisinde hekimler muayenehanelerine de devam ederler. Buralardan ayrılmaya 30 Temmuz itibariyle, 31 Temmuz itibariyle hiç kimse zorlanamaz. Eğer herhangi bir otorite zorlayacak olursa ve bu idare mahkemeleri hukuk tarafından durdurulursa, o zorlanan arkadaşımızın bütün zararlarını da tanzim etmekle yükümlüdür.

BALÇİÇEK PAMİR- Peki şöyle yapalım: Direkt Ankara’ya dönelim, Sağlık Komisyonu Başkanı AK Parti Milletvekili Cevdet Erdöl’e soralım, öncelikle onu dinleyelim.

Osman Öztürk’ü dinlediniz Sayın Erdöl, özellikle Tam Gün Yasası konusunda da Hükümetin tavrı belli, siz ne düşünüyorsunuz önce bir onu duymak istiyorum. Bir de, siz Sağlıkta Dönüşüm Projesini överken şunu yaptık, bunu yaptık, daha ne istiyorsunuz gibi bir serzenişte de bulunuyorsunuz.

Buyurun efendim.

DR. CEVDET ERDÖL- Hayır, ben öyle bir serzenişte bulunmadım. Biz elimizden geldiği kadarıyla halkımızın sağlık seviyesini yükseltecek projeler oluşturmaya çalışıyoruz. Bunlar içerisinde Tam Gün de bunlardan birisiydi. Baktığımız zaman tabloya üniversite hastanelerimizde özellikle öğretim üyelerimizin bir kısmı kısmi statüde çalışıyor. Sabahleyin 08’de gelip 13’te ayrılıyor. Bir kısmı öğleden sonra 16’dan itibaren muayenehanesine gidiyor, bir kısmı özel hastaneye gidiyor gibi. Farklı yapıda öğretim üyelerinin çalışma şartları vardı. Üniversite bakımından buna baktığımız zaman, tabii ki öğretim üyelerinin günde 5 saat çalışmaları, o sırada hem hastayla ilgilenmeleri, hem eğitimle ilgilenmeleri, hem araştırmayla ilgilenmeleri oldukça zor görünüyordu. Bu bakımdan öğretim üyelerinin devamlı statüde çalışması, tam gün olarak çalışması sadece hastalarla alakalı bir şey değil. Aynı zamanda eğittikleri öğrencileri, eğittikleri asistanları bakımından da aynı anda yapmış oldukları veya yürütmüş oldukları, başlarında bulundukları araştırma projelerinin de daha verimli olabilmesi için, araştırmaların daha iyi neticeler elde edebilmesi için, daha verimli çalışma ortamı oluşturabilmesi için Tam Gün Kanunu üniversite personelini de kapsayacak şekilde getirilmişti. Elbette ki burada yapılan en önemli değişikliklerden birisi de, hastalar bakımından, halkımız bakımından artık üniversitelerde kanun yürürlüğe girdikten sonra, Şubat ayından itibaren özel işlem dediğimiz özel muayene, özel ameliyat, özel tetkik gibi vatandaşların bir öğretim üyesinden hizmet alırken para ödemek zorunda kalmamalarıdır; en önemli değişikliklerden birisi budur, bu gözden kaçırılıyor zannediyorum. Yani, vatandaşlarımız üniversite hastanelerine gittiklerinde kanun yürürlüğe girdikten sonra tekrar altını çizerek söylemem gerekiyor ise, özel muayene, özel tetkik, özel işlem gibi bu adlarla bir ücret ödemek zorunda kalmayacaklar ve yine tekrar etmem gerekirse, öğretim üyeleri de artık bundan sonra yarım gün part-time dediğimiz, kısmi statü dediğimiz şekilde çalışma imkanı bulamayacaklar. Tam zamanlı olarak üniversitede mesailerini doldurmak zorunda kalacaklar. Çünkü, Anayasa Mahkememizin iptal ettiği hükümler içerisinde üniversite öğretim üyelerinin devamlı statüde çalışmalarını engelleyen veya o hükmü iptal eden bir kararları yok. Dolayısıyla, özetlemem gerekiyor ise, bundan sonra bu kanun ve iptal edilen hükümleri de dikkate alacak olursak; öğretim üyelerimiz tam zamanlı olarak çalışacaklar üniversitelerde, böylelikle öğrencilerine, asistanlarına, araştırma faaliyetlerine, eğitim faaliyetlerine haliyle daha fazla zaman ayırabilecekler. Ama mesailerini bitirdikten sonra da özel hastanelerde veya muayenehanelerde serbest çalışma imkanları olacak. Ama tekrar ifade etmem gerekirse, vatandaşlarımız üniversite hastanelerine gittiklerinde Şubat ayından itibaren özel muayene, özel ameliyat, özel tetkik gibi bu adlarla hastanelerimize, üniversite hastanelerimize ücret ödemek durumunda kalmayacaklar.

BALÇİÇEK PAMİR- Sayın Erdöl, bu konuyla ilgili şöyle konuşmalar var, ne kadar aslı astarı var bilmiyorum ama, size yöneltmek istiyorum bu soruyu: Bu uygulama üniversite hastanelerinin bir şekilde zayıflamasını sağlayacak, bir şekilde etkisini azaltacak şeklinde. Buna paronaya diyebilirsiniz, buna konuşma, dedikodu diyebilirsiniz, ama böyle konuşmalar var. Ne düşünüyorsunuz bu konuda, böyle var mı aslı astarı bunların.

DR. CEVDET ERDÖL- Şimdi elbette ki bu tip görüşmeleri biz üniversite hocalarımızla, ki ben de bir eski üniversite öğretim üyesiyim, değerli dostlarımızla, arkadaşlarımızla karşılıklı olarak görüştük, görüş alışverişinde bulunduk. Ama unutulmaması gereken bir şey var ki, üniversitelerimizde eğitimin kalitesini yükseltmek durumundayız. Araştırmalarımızın kalitesini yükseltmek durumundayız. Ama aynı zamanda üniversitelerimizin, üniversite hastanelerimizin verimliliğini de hem sorgulamak, hem de onda artırıcı tedbirleri almak zorundayız. Yani, üniversite hastanelerimizin yani bunda ben töhmet altında bırakacak bir ifadede bulunmak istemiyorum. Ama verimlilik bakımından mutlaka bunu sorgulamamız gerekiyor. Mesela, bir cerrahi kliniğinde eğer 60 tane profesör var ve bunlardan bir kısmı hemen hemen hiç ameliyata giremiyor ise, burada bizim, YÖK’ün, üniversite yönetimlerimizin oturup yeni bir çare düşünmeleri gerekiyor. O hocalarımızın da sisteme katkı sağlayacak şekilde verimli halde çalışmalarını sağlamamız lazım. Aksi halde bazı…

BALÇİÇEK PAMİR- Sayın Erdöl, niye girmiyorlar ameliyata, örneğin 60 tane profesör niye ameliyata girmez?

DR. CEVDET ERDÖL- Şimdi efendim, bu sorun çok aslında özellikle büyük üniversite hastanelerimiz için önemli bir sorundur. Ben sadece cerrahiden misal verdim, başka branşlar da var. Çünkü, hoca sayısı oralarda öyle birikmiş, öyle artmış öyle artmış ki, orada girmek isteseler de o sayıda ameliyathane zaten yok. Dolayısıyla, bu hocalarımızın bir kısmı da kendi üniversitelerinde çalışma imkanı bulamadıkları için belki kısmi statüde çalışmak durumunda kalıyorlar, ne bileyim özel hastanelerde çalışıyorlar, ameliyatlarını veya başka işlemlerini özel hastanelerde yapmak durumunda kalıyorlar. Bizim o bakımdan oturup ciddi olarak üniversite yönetimlerimizin de, YÖK’ün de burada üniversite hastanelerinin verimliliğini çok, ama çok ciddi bir şekilde ele almaları gerekir diye bu şahsi kanaatimi ifade etmek istiyorum.

BALÇİÇEK PAMİR- Peki, direkt Ali Arslan’a dönelim, Meclis Sağlık Komisyonu üyesi, CHP milletvekili. Ali Bey, sizin bu konudaki görüşlerinizi merak ediyorum. Sayın Erdöl dedi ki, üniversitelerin verimliliğini bir şekilde masaya yatırmamız gerekir, 60 tane profesörün örneğiyle girdi ve Tam Gün Yasasıyla ilgili sizin görüşlerinizi duymak isterim.

DR. ALİ ARSLAN- Ben önce Sayın Erdöl’e bu üslubu için teşekkür ederim. Yani, Tam Gün Yasası Anayasa Mahkemesince bazı maddeleri iptal edildiği andan itibaren Sağlık Bakanı popülizm yaparak, halk goygoculuğu yaparak, Türk Tabipler Birliğini ve bu konuda Anayasa Mahkemesine müracaat eden Cumhuriyet Halk Partisini inanılmaz suçlayarak, işte güya hastalardan para alınma konusunda aynı düşünüyorlar şeklinde büyük suçlamalar yaparak bir fırsatçılık peşinde. Oysa bakın Anayasa Mahkemesi bir ara karar verdi, kısa karar verdi ve önümüzdeki günlerde Anayasa Mahkemesi gerekçeli kararını açıklayacak. Yani, hangi maddeleri hangi gerekçelerle iptal edildi ve nasıl düzeltilmesi gerekiyor, bu konuda neler yapılması gerektiği konusunda bir açıklama yapacak. Daha bu açıklama beklenmeden, efendim işte bu Sağlık Bakanlığı çalışanlarını, doktorlarını kapsamıyor, yok kapsıyor mu kapsamıyor mu, büyük bir hengame, büyük bir tartışma ortamı ve adeta medyada tek kale maç yapıyor. Şimdi Tam Gün Yasasına bakarken aslında Sağlıkta Dönüşüm Programının tamamını görmek gerekiyor. Üniversite hastanelerinde hocalar az ameliyat yapar, çok ameliyat yapar, başka birçok şeyler söylenebilir, derse az giriyordur-çok giriyordur falan, bunlar bence işin zahiri tarafları. İşin özü şudur: Cumhuriyet Halk Partisi, bazılarımız hatırlayacaktır, 1978 yılında ben de ilk mezun olduğumda Cumhuriyet Halk Partisinin o dönem çıkardığı yasayla Tam Gün Yasasında çalışan bir hekimim. O dönem Cumhuriyet Halk Partisi Tam Gün Yasasını çıkaran bir partidir, yani Tam Gün Yasasına karşı olan, Tam Gün Yasasını reddeden bir parti değildir. Ayrıca, Meclis’teki tartışmalarımızda sevgili Başkanım hatırlar, biz de Tam Gün Yasasına karşı olmadığımızı, ama bu haliyle Tam Gün Yasasının itiraz ettiğimiz yönleri olduğunu ve bunun düzeltilmesi gerektiği konusunda önerilerimizin olduğunu, hatta Genel Kurula geldiğinde de çok sayıda önergeyle bu yasanın eksik, yanlış, hekimlere, sağlık çalışanlarına getirdiği olumsuzlukları giderici önergeler verdik ve birçoğu AKP tarafından reddedildi.

Şimdi Tam Gün Yasasında hedeflenen nedir? Cumhuriyet Halk Partisinin 1978’de getirdiği Tam Gün Yasasının hedefi neydi, bugün tartıştığımız, AKP’nin çıkardığı ve Anayasa Mahkemesinin bazı maddelerinin iptal ettiği Tam Gün Yasasının hedefi nedir? Şimdi 1978’li yıllarda Türkiye’nin birçok bölgesinde sağlık ocağında hekimler yoktu. O dönem yüksek ücretlerle Türkiye bölgelere ayrıldı ve muayenehanesini kapatarak hekimlerin tam gün süreyle devletin sağlık kurumlarının çalışmaları teşvik edildi. Ve büyük bir başarı elde edildi. Neredeyse Türkiye’deki bütün sağlık ocaklarına o döneme kadar hekim bulunamayan sağlık ocakları eksiğini tamamladı, her sağlık ocağında neredeyse hekim vardı. Fakat, ücretler çok yüksek gerekçesiyle 12 Eylül’de bildiğiniz gibi o Tam Gün Yasası 12 Eylül’ün paşaları tarafından iptal edildi.

Şimdi hekimler meslekleri gereği, mesleğinin değeri gereği, serbest çalıştıklarında da yüksek ücret alabilen hekimler. Devlet şimdiye kadar hekimlerle diğer devlet görevlilerini aynı potada göremedi. Mesela benzer hekimlerle konumda olan yargıçlar farklı ücretler alıyor, doktorlar farklı ücretler alıyor. Doktorlara diyorlar ki, ben sana çok fazla para veremeyeceğim, yargıç kadar ya da senin konumunda olan diğer meslekler kadar yüksek para veremeyeceğim, ama senin muayenehane açarsan iyi kazanacağın bir mesleğin var. Git kardeşim bana bulaşma, devletten çok yüksek paralar isteme, git muayenehanede çalış. Bu tabii sadece son dönemde olan şeyler değil, Cumhuriyet kurulduğu günden beri olan bir şey.

Sağlık Bakanlığı ne yapıyor şimdi bu Sağlıkta Dönüşüm Programıyla. Efendim, yine sen benden fazla para isteme, git hastaneye bol miktarda hasta bak, bol miktarda tahlil yap, hastaneye çok para kazandır ve düşük maaşla çalışmaya devam et. Şimdi hekim arkadaşlarımız çok iyi bilir, hekimler performans ücretleriyle, döner sermaye gelirleriyle gerçekten hekimlik yaptığı süre içinde fena da para kazanmıyor. Sayın Bakan gerçi oldukça abartıyor bu rakamları, bazen 15-16 milyar lafları ağzından çıkıyor, ama ortalama 4-5 milyar, 6 milyar civarında olan miktarda döner sermaye gelirleriyle, performans gelirleriyle paralar kazanıyor. Ama bunlar emekliliğe yansımadığı için emekli olan hekimler gerçekten büyük geçim sıkıntısına düşüyor. Bir hekimin emekli maaşı 1200 ile 1600 lira arasında değişiyor. Komisyonda görüşülürken biz bunu dile getirdik, dedik ki; Sayın Bakan, bu Tam Gün Yasası uygulanacaksa, Sağlıkta Dönüşüm Projesi toplumun birçok kesiminin kabul ettiği gibi bildiğiniz gibi sağlığın piyasalaşması, sağlığın büyük ekonomik pasta haline gelen sağlık bütçesinin özel sermayeye, hatta bu yerli sermaye bile değil uluslar arası sermaye, hastaneler zincirine aktarılması. Biraz sonraki sohbetimizde bunun rakamlarla böyle olduğunu açıklayacağım. Şimdi hedef, bu işletmelere, özel hastanelere ucuz emek yaratabilmek. Bu Tam Gün Yasasının temel hedefi budur. Yani, Cumhuriyet Halk Partisi 1978’de uyguladığı gibi bu tam gün yasası bir sorunu çözmek üzere değil, elbet bir sorun var, nedir o sorun? Sağlık endüstrisinin, özel hastanelerin ucuz sağlık çalışanına, ucuz doktora, ucuz emeğe sahip olabilmesi. Şimdi piyasa deyince, bakın bu sağlıkta dönüşüm programı ilk görüşülmeye başlandığı yıllarda Sağlık Bakanlığında şöyle sözler söylenirdi: İşte hastaneler işletme olacak, ki nitekim öyle olacak. Meclis’te Genel Kurul’da bekleyen bir yasamız var, Kamu Hastane Birlikleri Yasası. Hastaneler işletme olacak, hastalar müşteri olacak, hastalar müşteriyse çalışanlar da ucuz işçiler olacak sözleşmesiz. Şimdi Türk Tabipler Birliği’nin itirazı şu noktada bu yasaya: Eğer sağlığı piyasalaştırırsanız, eğer sağlığı kamudan alıp özel sektöre doğru yönlendirirseniz, ki öyledir, hekimlerimiz de iş güvencesiz düşük ücretle çalışmamak için bu tür düzenlemelere, tabii örgütleri de Türk Tabipler Birliği, karşı çıkıyor, emekliliklerine yansıyan güvenceli ücret, bakın performans gelirleri bazen yüksek oluyor, bazen düşük oluyor, bazen Sosyal Güvenlik Kurumu hastanelerimizin, üniversitelerimizin hak ettiği miktarı, parayı hastanelerimize ödeyemiyor. Benim kızım doktor, zaman zaman döner sermaye gelirlerini bazı aylarda eksik aldı. Şimdi bunun bir güvencesi yok, ileriye umutla bakıyor hekimlerimiz, sağlık çalışanlarımız.

BALÇİÇEK PAMİR- Peki Sayın Arslan, şöyle araya gireyim: Bütün detayları tartışacağız zaten, o performans değerlendirmesinden tutun da sizin özel hastanelerle ilgili birazdan aktaracağım noktalar var dediniz. Araya bir parantez açıyorum, Sağlık-Sen’le devam etmek istiyorum. Önemli iddiaları var Sayın Arslan’ın, Erdöl’ün söylediklerini de duydunuz Mahmut Bey; özel hastanelere ucuz emek yaratmaktan bahsetti ve Tam Gün Yasasına Tabipler Birliği’nin karşı çıktığı noktaları da biliyorsunuz. Sizin durduğunuz noktayı da biliyorum, neden o noktadasınız ve niçin Tam Gün Yasasını savunuyorsunuz?

MAHMUT KAÇAR- Şimdi önce şunu ifade edeyim: Tartışma çok daha farklı bir zeminde gidip geliyor kamuoyunda. Özel muayenehane açabilir mi, açamaz mı tartışmasından ziyade aslında biz Tam Gün uygulamasının gerek vatandaş açısından, gerekse de sağlık çalışanları açısından ne getirdiğini, ne götürdüğünü ve nasıl olması gerektiği üzerinden olaya bakmamız gerektiğini düşünüyorum.

Şimdi özel muayenecilik, Türkiye’de bir ihtiyaçtan doğan bir durum değil. Yani, Türkiye’de yıllardan beri uygulama gerçeği şu ki, Türkiye’de özel muayenecilik kamudan, vatandaşın en temel sağlık hakkı olan, en temel hakları arasında olan sağlık hakkına ulaşmada yıllardan beri bir araç olarak kullanıldı. Ve maalesef burada da bir iki hekim arkadaşımızın yanlışından dolayı sanki bütün hekim arkadaşlarımızı töhmet altına bırakacak kamuoyunda ve vatandaşta farklı bir, yanlış bir kültür oluştu.

BALÇİÇEK PAMİR- Nedir o kültür yanlış dediğiniz?

MAHMUT KAÇAR- Eğer biz hastaneden, sosyal devletin asli görevleri arasında olan ve Anayasada da devletin temel görevleri arasında sayılan sağlık hizmetine ulaşabilme noktasında buradan daha iyi hizmet alabilmek için mutlaka bir muayenehane üzerinden buraya gelmem gerekiyor gibi bir algılama var. Şimdi tam günde bu hem vatandaşa sağlık hizmeti almasını ciddi anlamda sekteye uğratıyor, hem de hekim arkadaşlarımızın mesaisinin tümünü kamuda, hastanede vatandaşa vermesi noktasında bir engel teşkil ediyor ve mesleki saygınlık noktasında da ciddi bir erozyona sebebiyet verdiğini düşünüyorum.

Şimdi önce özel muayenehaneciliği savunuyormuş gibi bir formatta olmamak lazım. Çünkü, bu son Anayasa Mahkemesi iptaliyle birlikte özel muayenehane açabilir mi, açılamaz mı tartışması üzerine gidildi. Şimdi biz burada Sağlık-Sen olarak şunu söylüyoruz: Vatandaşın en temel hakkı olan sağlık hizmetlerini hastanelerde, kamuda alabilmesi noktasında Tam Gün Yasasını önemsiyor ve destekliyoruz.

Ancak burada sağlık hakkından bahsederken, aynı zamanda kutsal bir değer olan emeğin hakkını da dikkate alarak tam gün olması gerektiğine inanıyoruz. Nasıl olacak bu? Şimdi burada performans sistemine girildi, önümüzdeki sürede zannediyorum bunun ayrıntısına ineceğiz. Sağlık çalışanlarının bu konuda temel talebi şu: Bizim asli yerlerimiz hastaneler, öğretim görevlilerinin de asli yerlerinin araştırma hastaneleri ve sınıflar olduğunu düşünüyoruz, eğitim kurumları sonuçta aynı zamanda oralar. Ancak onları burada tutmaya yönelik olarak mutlaka sistem emeğin hakkını verme noktasında ciddi bir adım atması gerekiyordu. Şimdi Türkiye’de buna yönelik bir performans sistemi uygulanıyor ve performansta yüzde 25’i temel ücret, yüzde 75 gibi de performansa dayalı bir döner sermaye sistemi, izinli ve raporlu olduğunuz dönemlerde fiili katkı sağlamadığınız dönemlerde faydalanmadığınız ve birçok arkadaşımın da zannediyorum ortak olduğumuz emekliliğe yansımamasından dolayı gerek sisteme güven noktasında ve gerekse de geleceğe güvenle bakma noktasında sağlık çalışanlarını ciddi anlamda soru işaretleri oluşturan bir düzen var.

BALÇİÇEK PAMİR- Şimdi Osman Bey söyleyecektir ama, ben o araya girip performansla ilgili bir şey söylemek istiyorum: Şöyle bir algı var, deniliyor ki, performans, özellikle doktorlardan böyle mailler alıyoruz sabahtan beri. Amaç, kaliteli sağlık hizmeti vermek mi, yoksa daha fazla hastaya bakmak mı, doktoru çok kötü duruma düşürme noktası var. Bilmiyorum katılır mısınız? Siz herhalde gireceksinizdir.

MAHMUT KAÇAR- Şunu söyleyeyim isterseniz: Performans sistemiyle birlikte kamuda, hastanelerde sağlık kalitesinin arttığı bir gerçek.

BALÇİÇEK PAMİR- Sağlık kalitesi mi arttı?

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Yok, bizde öyle kesinlikle bir şey, kesinlikle öyle gözlemiyoruz.

MAHMUT KAÇAR- Bunu Sağlık-Sen olarak biz de öyle düşünüyoruz.

BALÇİÇEK PAMİR- Yani, tam günle birlikte sizce sağlık kalitesi arttı diyorsunuz.

MAHMUT KAÇAR- Tam günün performans sistemiyle ilgili konuşuyorum, 2003 yılından itibaren uygulamaya başlanan, 2004 yılından itibaren uygulamaya başlanan performans sistemiyle birlikte sağlık kuruluşlarında özellikle vatandaşın sağlık hizmetine ulaşım noktasında ciddi bir kolaylık sağlandığı bir gerçek. Yani, bunu neye dayanarak söylüyoruz? Elimizde veriler var, Türkiye’de örneğin 2002 ile 2009 yılları arasında sağlık kuruluşlarına müracaatlarda ciddi anlamda bir artış söz konusu. Son 2009 yılı rakamlarına göre, Türkiye’de sağlık kuruluşlarına 450 milyon civarında bir müracaat var. Ve yaklaşık olarak her bir vatandaşımız ortalama 6,3 gibi Avrupa Birliği ortalamasında sağlık kuruluşlarına müracaat ediyor. Şimdi sağlık hizmetlerine kolay ulaşabilme imkanına sahip olduğu zaman, doğal olarak da vatandaşımız sağlık kuruluşlarından hizmet alma oranı çok daha fazla artıyor. Şimdi burada performansın çalışanlar üzerine getirdiği verimlilik üzerine baktığımız zaman, şu anda performansla ilgili en önemli eleştirimiz, niceliksel öznelerin çok önde olması. Yani, ne kadar fazla hastaya bakarsanız, ne kadar muayene, ameliyat yaparsanız o kadar daha fazla bir döner sermaye geliri var. Aslında bunun niceliğin yanında mutlaka niteliğin de bu işin içerisine müdahale ettirilerek sistemin mutlaka rehabilite edilmesi gerekiyor.

BALÇİÇEK PAMİR- Mantık olarak diyorum ki, acaba yarım yamalak bakma durumu oluyor mu öyle olunca.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Yok.

BALÇİÇEK PAMİR- Tabii olmaz, doktorlarda olamaz böyle bir şey ama, hani…

MAHMUT KAÇAR- Şunu ifade edeyim: Hiçbir hekim arkadaşımız burada ben Tam Gün Yasasıyla çalışıyorum diye hastasını ayırması gereken zamandan kısıtlamaya gidemez.

BALÇİÇEK PAMİR- Bilerekten bahsetmiyorum ama, gözden kaçanlar olabilir mi acaba?

MAHMUT KAÇAR- Yalnız şunu söyleyeyim: Bu yeni ücret politikasıyla birlikte özellikle hekim arkadaşlarımızın, çünkü hekim dışı personeli çok ayrı bir başlık altında inceleyeceğiz. Bu performansa dayalı döner sermaye sisteminin en fazla mağdur eden kesim, onu önümüzdeki dakikalarda tekrardan söz geldiğinde söyleyeceğim. Hekim arkadaşlarımızın gelirlerinde bir artış olduğu bir gerçek. Ama burada sorun, bunun emekliye yansımamış olması, izin ve raporlu dönemlerde bunu almamış olmaları, ama buna rağmen sistem içerisinde, tam gün esaslı çalışmaya yönelik olarak ciddi hekim arkadaşlarımızın tercihi olduğunu da görüyorum. Şimdi elimizde veriler var, yani 2002 yılında Türkiye’de Sağlık Bakanlığına bağlı kurum ve kuruluşlarda Tam Gün esaslı çalışan hekimlerimizin oranı yüzde 11. Ama 2010 Mayıs itibariyle yüzde 86. Şimdi bu rakamları doğru okumak lazım. Bu rakamlardan ben şunu görüyorum: Hekim arkadaşlarımızın birinci olarak öncelikli tercihi hastaneler. Ben hastanede, kamuda devletimin asli görevleri olan sosyal devlet ilkesinin vatandaşa en sıcak yüzü olan bu sağlık hizmetini ben burada tam gün esaslı olarak vermek istiyorum. Ama bunu verirken de mutlaka özlük haklarımın iyileştirilmesi, çalışma koşullarımın düzeltilmesi ve emeğimin hakkını almak istiyorum. Buradaki temel talep; performansa dayalı döner sermaye sisteminde, evet bu bir teşvik sistemidir, bu sistemin devam etmesi lazım. Ama mutlaka burada benim önümü görebileceğim özellikle emekliliğe yansımasıyla ilgili tereddütlerimi giderecek ve en önemlisi; dünyanın hiçbir yerinde olmayan temel ücretin yüzde 25’lerde kaldığı, ama performansın yüzde 75’ler gibi önemli bir oranda kaldığı bu sistem yerine temel ücretin en az yüzde 75’lerde olduğu, yüzde 25’in ise performans üzerinden değerlendirilebileceği bir sistem talebi var aslında. Bence sisteme kökten hayır demek yerine, gerek performans sistemiyle ilgili, gerekse tam günle ilgili burada hekim arkadaşlarımızın asli görev yeri olan hastanelerde ve eğitim kurumlarında tutmaya yönelik olarak bizler mevcut sistem içerisinde neyi rehabilite edebiliriz üzerinden konuşmakta fayda var.

BALÇİÇEK PAMİR- Birkaç madde not aldım, o yüzden hasta ve hemşire tarafını bekleteceğim.

MAHMUT KAÇAR- Bir iki şeyi de söyleyeyim, özel hastaneler…

BALÇİÇEK PAMİR- Oraya daha ilerlemeden alalım cevapları istiyorum, iki tane önemli noktayı not aldım. Performans sistemiyle sağlık kalitesi arttı dedi Sayın Kaçar. Ve hekimlerin tercihi hastanelerdir dedi. Ve etik problemler yaşanıyor, bir anlamda özel muayenehaneciliğe…

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Tabii tabii, çok güzel notlar almışsınız, ben de benzer notlar aldım.

BALÇİÇEK PAMİR- Mutlaka bir muayenehane üzerinden gitmem gerekir diyor hasta, onu da soracağız birazdan zaten hasta cephesine ama, o da bir ahlak problemi midir gerçekten, öyle bir kanı var mıdır? Buyurun.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Şimdi performansı sonraya bırakayım, hemen tam günle ilgili öncelikle söyleyeyim; biz Türk Tabipleri Birliği olarak 1978’de çıkan tam gün yasasının hazırlanmasına katkıda bulunduk. Bugün de tam gün çalışma, tam süre çalışma için kendi yasa tasarımız var, Bakan Beye de sunduk bunu. Biz tam süre çalışmayı savunuyoruz, ama burada kendi tasarıda sunduğumuzu savunuyoruz. Sağlığı özelleştireceksiniz, sağlık çalışanını taşeron çalıştıracaksınız. Aile hekimliği hemşirelere ne diyor şimdi?

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Aile sağlığı elemanı.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Hemşirenin mesleğini elinden alacaksınız, hekim emeğini ucuzlatacaksınız ve bize tam günü getireceksiniz; biz buna karşıyız, biz buna şiddetle karşıyız, karşı çıkış noktamız bu. Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararını açıkladığında tabii ki daha ayrıntılı olarak göreceğiz ama, önemli ölçüde performansla ilgili de, tam günle ilgili de bizim önerilerimiz, bizim eleştirilerimize benzer şeyler olduğunu hissediyoruz, orada göreceğiz. Buna şiddetle her zaman karşı çıkacağız, hekim emeğinin ucuzlatılmasına, Türkiye’de insan emeğinin ucuzlatılmasına. Biz hekim örgütüyüz, hem emeği için söylüyoruz. Hemşireler Derneği ilgilendiği ölçüde hemşireler için, hani sendika olmadığı için ilgilendiği ölçüde diyorum, emeğin ucuzlatılmasına karşı çıkıyoruz, sağlığın özelleştirilmesine karşı çıkıyoruz, asıl karşı çıkış noktamız bu.

Diğer şeyiniz çok iyi, ben de not almıştım. Şimdi bakın, ben de Cevdet Beye teşekkür ediyorum Ali Bey gibi, gerçekten hani Tam Günü savunurken de gayet nazik cümlelerle savundu. Ama Bakan Beyin birtakım ifadeleri, bakın ben bir Türk Tabipleri Birliği yöneticisiyim, biz şimdiye kadar hekimlere böyle diyorduk ki, işte kötü şeyler oluyor, kötü şeyler olacak, gelin buna tepki gösterelim. Şimdi hekimler bizi zorluyorlar, nasıl duruyor bu örgüt hala, nasıl harekete geçmiyor? Muayenehanesi olan hekime tuzu kuru hekim ne demek? Muayenehane açma yasal hakkı verildi bu ülkede, yıllarca da hekimler çalıştı. Buna tuzu kuru hekim ne demek? Bakan Beyin cümlesi cümlesine okuyorum, birçok yerde kullandı ama, geçen gün televizyon programında; “neden bir üniversite öğretim üyesi, bir ana bilim dalı başkanı hem ana bilim dalı başkanı olacak, hem de muayenehanem olacak der? Bunun sebebi çok açık, o ana bilim dalı başkanlığını muayenehanesi için bir şekilde kullanıyor da ondan.” Pazartesi günü biz de bütün kamuoyunun önünde sorduk Bakan Beye. Politikaya girmeden önce Erzurum’da Atatürk Üniversitesinde öğretim görevlisiydi, peki aynı şekilde çalıştı mı, çalışmadı mı? Kamuoyuna açıklamasını istiyoruz. Muayenehanesi var mıydı, yok muydu? Yani, hem kamuda çalışıp hem muayenehanede olmak sanki böyle şey, neredeyse…

BALÇİÇEK PAMİR- Şimdi biraz şeytanın avukatlığını yapıp tersten soracağım. Şöyle de bir yaygın kanı var, maillerden de geliyor, gerçi reklam arasında birazdan göz atacağım ama, deniliyor ki o zaman memurlar da işleri bitince sonrasında gitsinler başka yerde çalışsınlar. Şimdi tavır buysa, ne diyorsunuz?

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Bununla ilgili, bu Anayasa Mahkemesi kararından sonra hakikaten benzer şeyler çıktı.

BALÇİÇEK PAMİR- Çok konuşuluyor, evet.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Aslında çok ilginç bir şekilde Anayasa Mahkemesi kararı bizim izleyebildiğimiz Cuma günü saat 17 sırasında açıklandı, saat 18’de Bakanlığımız hızlı bir şekilde onu yorumladı ve dedi ki böyle yasaklar var falan, böyledir, nasıl oldu bilmiyorum. Ama sonra biz bir iddiada bulunduk, son birkaç gündür her iki taraf diyeyim, tarafın dışındaki hukukçuların yorumları da bizim yorumlarımızın daha doğru olduğu yönünde ve bu giderek genişletilip bütün memurlara doğru yönlendirilebilir, ama o kamu hukukuyla ilgili bir şey, ona bir şey söyleyemeyeceğim. Ama ben bir tek şey söyleyeceğim, Ali Bey 1978 mezunuymuş, ben 1975’te girdim Tıp Fakültesine. Yanlış hatırlamıyorsam, bildiğim kadarıyla Cevdet Bey de öyledir, hani daha eskiyi de az buçuk biliriz, şimdi şuna dayandırıyor Bakan Bey: Bir yasa vardı diyor memurların serbest çalışmasını sağlayan, o 30 Temmuz’da yürürlükten kalkıyor 2368; doğru. 657 Sayılı Devlet Memurları Yasası da yasakladığına göre o zaman açamaz diyor. 78’le 65 arasına dönüp baktığınızda, o 2368 Bakan Beyin 30 Temmuz’da yürürlükten kalkıyor dediği yasa 1980 tarihlidir, o zaman yoktu, o zaman da 657 sayılı yasa vardı ve hekimler muayenehane açabiliyordu. Bakan Bey onu fark ettiği için bu yasaya bir başka yasak koydu, ya kamuda çalışır, ya Sosyal Güvenlik Kurumuyla anlaşmalı özelde ya da anlaşmasız özelde. Anayasa Mahkemesi onu iptal etti. Şimdi herkesin hukukun kararlarına saygı göstermek ve riayet etmek zorunluluğu var.

Performansla ilgili…

BALÇİÇEK PAMİR- Şöyle bir araya gireceğim, bir reklam arası vermem gerekiyor ama, onun öncesinde…

DR. OSMAN ÖZTÜRK- İsterseniz performansla ilgili çok kısa bir söz söyleyeyim.

BALÇİÇEK PAMİR- Söylemeyin, o performans önemli. Bir mail aldım bir hemşireden, çünkü hemşirelere söz vereceğiz dedik. Şöyle söylüyor, performansla da ilgili zaten: Benim yaptığım pansumandan tutun da enjeksiyona kadar bütün her şey doktora performans olarak gidiyor, bunu nasıl çözeceğiz diyor. Bu doğru mudur, değil midir cevabını soracağız.

Ama önce kısa bir reklam arası, sonrasında buradayız.

(Reklam Arası)

BALÇİÇEK PAMİR- Karşıt Görüş devam ediyor. Sağlığı yatırdık bu hafta masaya, bütün taraflar burada. Maillerinizi alıyorum, hepsini bir süzgeçten geçirip sormaya çalışacağım ve cevaplarını da vermeye çalışacağız. Bu akşam yayınımız uzun, gerçekten de bütün soruları cevaplamaya çalışacağız. Tekrarlayalım, karşitgorus@haberturk.com’a canlı yayına ve SMS’lerle bize ulaşabilirsiniz ve muhataplara sorular sorabilirsiniz.

Ben tabii hemşirelerle devam etmek istiyorum, hemşireler ne dertliymiş, ne dertliymiş Saadet Hanım.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Çok.

BALÇİÇEK PAMİR- İnanılmaz. Tam güne karşı hemşireler, niye karşı tam güne, önce onu öğrenelim. Sonra Sayın Erdöl’e sorularınız olacaktır diye düşünüyorum.

Buyurun.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Şimdi tam günle başlamak istiyorsunuz mutlak surette, çünkü güncel bir konu, gündemde olduğu için.

BALÇİÇEK PAMİR- Gündemde olduğu için.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Konu gündemde olduğu için. Aslında Ali Bey de söz etti, bu diğer bileşenler ve diğer ana girişle çok bağlantılı, doğrudan bağlantılı olan bir şey. O ana bağlam içerisinde alındığı zaman tam gün anlam ifade ediyor.

Şimdi biz Sağlıkta Dönüşüm Programının hemen hemen tüm alt bileşenlerine karşıyız, ama tam güne karşı değiliz. Sayın Kaçar’ın kutsal emek diye performansı işaret etmesi, açıkçası beni biraz irkiltti.

MAHMUT KAÇAR- Yanlış anlamanız var, ben burada performans sistemiyle ilgili konu gündeme gelirken, biz burada vatandaşın sağlık hizmetinin kutsallığına inanarak mutlaka sosyal devlet olarak bunun verilmesi gerektiğine inanırken, mutlaka personelin ihmal edilmemesi, onun da emeğinin önemli değer ve kutsal olduğu vurgusu için, yoksa performans kutsaldır diye bir cümlemiz olmadı, onu düzeltmek istedim.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Kutsal değer olarak emek, ardından performansa siz değinince, tabii şimdi biz performansta sağlık sektörü içerisinde neler olup bittiğini biliyoruz, nasıl kapışmalar olduğunu. Bu benim işimdir şu kadar lira, senin işin değildir, benim işimdir, onun işidir, bunun işidir, korkunç bir kapışma ve sektör içerisinde birliği beraberliği bozdu. Her ne görece bir beraberlik, birlikte bir akış varken bu performansa gelinceye kadar, şunu kaldırmanın ücreti 1 liradır, koymanın ücreti 2,5 liradır, bunu ben yaptım, sen yaptın, benim payım nedir kavgası başladı. Şimdi bu kavga…

BALÇİÇEK PAMİR- Durum bu kadar ciddi mi gerçekten?

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Evet, bu kadar ciddi. Çalıştığım kurumda evrakların nasıl değiştirildiğini, görünür hale getirenlerin hemşirelik için bir şeyleri yazar hale getirdiğinde olamayacağının en acımasız biçimde tartışmalarına tanığım.

BALÇİÇEK PAMİR- Ne gibi, örnek verir misiniz?

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Diyelim ki, mesaneye bir kalıcı sonda takılacak. Diyor ki, benim de orada bir payım var diyor hemşire. Ama bu taraftaki tartışma, ben Hacettepe için özel olarak söylemiyorum…

BALÇİÇEK PAMİR- Genel olarak söylüyorum.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Genel olarak söylüyorum. Peki, benim buradaki emeğim ne olacak? Bakın biraz önce bana, ara vermeden önce de işte pansumanda benim de birtakım etkinliklerim var…

BALÇİÇEK PAMİR- Öyle diyorlar hemşireler, pansumanı ben yapıyorum, niye doktorun performansına gidiyor diyor.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Gördünüz mü bakın, şu işe bakın. Yani, bir işi götürmek, bundan önce böyle bir şey yoktu. Bundan önce sistem iyi miydi? Bundan önce sistemin iyi olduğundan söz etmek mümkün değildir. Çünkü, Türkiye’de 1950 sonrası sistem bugüne doğru adım adım getirilmiştir. 1980 sonrasıyla da anayasal olarak zeminini bulmuştur. 1992 1. Ulusal Sağlık Kongresi bugünkü sağlıkta dönüşüm programı olarak adlandırılan, sağlıkta dönüşüm deniyor şimdi, 1992 1. Ulusal Sağlık Kongresinde bu sağlıkta reform olarak çıktı ortaya ve hepsini içeriyordu. Genel sağlık sigortasını, özelleştirmeyi, merkezden uca gitmeyi, desentralizasyonu, sağlığın piyasalaştırılmasını, aile hekimliği her şey orada vardı. Ama geçiş bir türlü yapılamıyordu, çünkü dirençler vardı, çünkü devletin iradesinden, koruyuculuğundan, gözetiminden çekmekte, siyasi partiler pek cesaret bulamıyorlardı. Ama niyetleri yok muydu? Ne kadar samimilerdi bilemiyorum, çok direnselerdi bugün başka bir noktada olurduk sağlıkta. Ama demek ki direnç çok sağlıklı olmamış ki, biz bugün AKP Hükümetiyle yabancısı olmadığımız, ama adı değiştirilen, ama içeriği aynı olan bir program hayata keskin bir biçimde geçirildi.

Şimdi buradan şuraya gelmek istiyorum: Türk Hemşireler Derneği, Tam Güne karşı değil. Emek halka, öğretmense öğretmen, hemşireyse hemşire, sektörde hekimse hekim, doğrudan doğruya halka götürülmelidir. Bu tedavi edici hizmetlerde de böyle olmalıdır, hastalandığı zaman bireyler. Ama insanların sağlığını korumayı önceleyen bir sağlık sistemi içerisinde örneğin, sağlık ocağında da böyle olmalıdır. Yani böylesine sistemde sağlığın korunmasını önceleyen bir yapı var gibiydi, 60’larda başladı. 70’lerin sonuna doğru darmadağın oldu, kayboldu. Şimdi adı kaldı, kendisi olmayan bir sistem olarak gitti. Bu sistem hastayı seviyor, koruyuculuk falan yok. Aile hekimine baktığımız zaman, aile hekimine mutlak surette şikayeti olan gidecek. Ve bu şikayet üzerine ya aile hekiminde cevabını bulacak, yanıtını artık sorunun büyüklüğüne, küçüklüğüne göre, ya da doğrudan doğruya baş edemediği bir durumsa…

BALÇİÇEK PAMİR- Yani koruyucu hekim olmayacak diyorsunuz.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Koruyuculuk yok sistemde. Zorlama olarak konuyor, ama o özelliğini kaybetti, bütünüyle kaybetti. Şimdi bu işin bir tarafı. Tam Günü istiyoruz tabii ki. Emek orada doğrudan doğruya insana akmalı. Buna karşı çıkmak mümkün müdür? Ayrıca üniversitelerde, eğitim hastanelerinde Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde kim kimi nasıl eğitecek? Üniversitede öğrenciyi kim eğitecek? Doğrudur. Öğrencinin eğiticiye ihtiyacı vardır. Hastanın yetişmiş insana ihtiyacı vardır.

BALÇİÇEK PAMİR- Hemen bir parantez açıp bir mail okuyacağım o zaman. Adını söylemesini istememiş, konumu bende var, önemli bir isim.

Diyor ki, performans uygulaması çıktığından beri hocalarımız performanslarını artırmak için eğitim vermekten vazgeçmiş durumdalar diyor. Gelen her hastaya müşteri gibi bakılıyor, gereksiz cerrahi uygulamalar bile yapılmaktadır diyor.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Tıp fakültesi öğrencilerinin herhalde şikayeti olsa… Ben Hemşirelik Fakültesinde öğretim üyesiyim, hemşireyim ben.

BALÇİÇEK PAMİR- Biliyorum.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Onların haklı şikayetleri, doğru ,göremiyorlar, hocalarını göremiyorlar.

İzin verin, akışımı kaybediyorum, çünkü çok çağrışım var.

Şimdi neden karşıyız? Baktığınız zaman onun içeriğine şunu söylüyor Tam Gün: Gel, bende çalış, zorunlu çalışma saatin var, ama onu 130 saate kadar, 138 saate kadar çıkartabilirsin kurumda. İstediğin kadar çalış haftada, kazan. Kazandığından sen de al, bana da ver, beni de kurtar daha doğrusu sana para vermekten. Peki bu arada sistemde çalışırken diğer sağlık çalışanları da ne yapacaklar? Şimdi bu hekim açısından onu böylesine bir zorlamaya götürüyor. Para kazanmak için çalışacak, müthiş. Çalışırken kimi çalıştıracak? Kurumdaki herkesi çalıştıracak. Kendi başına çalışamayacak hekim. Peki o zaman biz bu döner sermayeye de karşıyız. Bu da acayip bir kapışma alanı. Başı, sonu belli olmayan, kime ne gittiği belli olmayan, yasalarla düzenlenmeye çalıştılar ama, karanlık, hemşirelerin ne aldığı belli ama, hekimlerin ne aldığı pek belli olmayan, ödenenlerin bildiği, ama bizim bilemediğimiz bir yapı. Şimdi burada hemşireye diyecek ki çalışacaksın, ama sana en fazla yüzde şu kadar. Bunun için performansa karşıyız, fakat havuza eğer emekten bir para giriyorsa, karşıt olduğumuz halde o zaman o havuzdan para çekmenin bu sefer mücadelesi içerisinde kendimizi görüyoruz. Çelişkiyi görebiliyor musunuz? Dehşet bir şey bu.

BALÇİÇEK PAMİR- Özellikle sağlık olduğu için biraz dehşet verici bir nokta.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Ve de karşı olduğumuz şey içerisinden pay alma kavgası, bir anlamda performans kavgası vermeye çalışıyoruz.

BALÇİÇEK PAMİR- Bir durup hasta haklarına dönelim. Çünkü, bence en mağdur olanlar da sonunda galiba…

ZEKİ SADUNOĞLU- Ana malzeme biz, yani biz olmadığımız takdirde...

BALÇİÇEK PAMİR- Malzeme, hastalar oluyor.

Şimdi demin dendi ki performans sistemiyle sağlık kalitesi arttı dendi. Ne düşünüyorsunuz Hasta Hakları Koruma Derneği olarak?

ZEKİ SADUNOĞLU- Yani sağlık kalitesinin artıp artmadığı konusunda bir yorum yapamam.

BALÇİÇEK PAMİR- Bilmiyor musunuz?

ZEKİ SADUNOĞLU- Bilemem, o konuda bir yorum yapamam. Benim yorum yapacağım hadise şudur: Yani şu tartışılan, üzerinde düşünülen, doktorların doğru veya yanlış dediği ana malzeme demin de ifade ettiğim gibi, benim hastamdır, yani hastalardır. Şimdi hasta ne istiyor? Benim hastam, zor bela randevusunu alan hastam, hastaneye gittiğinde süresinde muayene olmak istiyor. Ve aynı hastam muayene olduktan sonra, ilk teşhisi koyan doktor tabii ki takdir edersiniz aynı anda her şey bitmiyor. Ya tahlile gönderiyor, ya röntgen filmler isteniyor, şunları çektir getir deniliyor. Fakat bu işlemleri yapıp döndüğünde hastam karşısında doktorunu bulamıyor. İşte bizim için en önemli sorun budur. Çünkü, doktor günün yarısına kadar çalışmıştır, yarı günden sonra hastaneyi terk etmiştir. Hastam aynı doktoru aramaya geldiğinde, sana bakan doktor yoktur, yarın gel…

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Bu hangi hastanelerde bu sorabilir miyim?

ZEKİ SADUNOĞLU- Genel bütün hastanelerde, özellikle benim görev yaptığım. Ben aynı zamanda Hasta Hakları Kurul üyesiyim Bakırköy Devlet Hastanesinde…

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Bir şey açıklığa kavuşturalım da öyle devam edelim. Bakın, bu söylediğiniz şimdiye kadar uygulanan biçimiyle üniversite hastanelerinde böyledir. Tam gün, yarın gün diye tartışıyoruz, devlet hastanelerinde Mahmut Bey de bilir, tam gün denilen hekim günde 9 saat çalışır, yarım gün dediğimiz 8 saat çalışır, sadece 1 saat fark var. O açıdan hani devlet hastanelerinde öğleyin gitme yoktur, sadece 1 saat eksik var, onu bilelim yani.

MAHMUT KAÇAR- Üniversite hastanelerinde kısmi zamanlı…

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Doğru, orada var, ama devlet hastanesinde…

ZEKİ SADUNOĞLU- Bizim karşılaştığımız şikayetleri ben somut olarak masaya yatırayım, karşılaşılan şikayetler tek tek açmaya çalışsam binlerce, yüzlerce.

BALÇİÇEK PAMİR- Doktoru bulamayan hastalar var diyorsunuz, peki.

ZEKİ SADUNOĞLU- Hastalarım var. Yani bu anlamda şunu söylemek istiyorum: Tam Güne karşı olmanın asla mantığı yoktur, bunu izah etmek de mümkün değildir. Ve nitekim hiçbir konuşmacı, milletvekillerimiz de dahil olmak üzere hiç kimse Tam Güne karşı değildir. Şu son iptale rağmen Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı da Tam Günü destekleyeceğini açıkça beyan etmiştir. Yani Tam Güne karşı olmak gibi kimsenin bir lüksü yoktur Türkiye’de. Nedir mesele? Demin herkesin açıkladığı gibi, bir kısım paylaşımdan şikayetçidir, ben onu görüyorum. Yani sonuçta benim hastamın üzerinden elde edilen kazanımların paylaşımında hataya düşülüyor ya da bir kısım eksik alınıyor veya fazla alınıyor. Tabi biz Hasta Hakları olarak diyoruz ki…

BALÇİÇEK PAMİR- Yani yine maddiyat işi üzerinde tartışılıyor diyorsunuz anladığım kadarıyla.

ZEKİ SADUNOĞLU- Maalesef, çok net olarak ortaya konuyor dikkat ederseniz. Efendim, doktor fazla alıyor, hemşire alamıyor. Veya işte doktor performansa göre mi alıyor ya da fazla hasta baktığı zaman daha mı çok almalıdır? Yani poliklinik muayenesini daha fazla…

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Sözünüzü kesmeyeyim ama, bizim karşı çıkışımız farklı, sadece ifade edeyim.

BALÇİÇEK PAMİR- Yok yok, araya girebilirsiniz, buyurun.

ZEKİ SADUNOĞLU- Yani bunlar konuşulan mevzular.

BALÇİÇEK PAMİR- Ama araya girebilirler o yüzden.

MAHMUT KAÇAR- Sistem, mevcut performansa dayalı döner sermaye sistemi hekim ve hekim dışı arasında ciddi anlamda keskin çizgilerle ayrım yapan, birine performansla ilgili belirli kriterler, eleştirebiliriz de o kriterleri, … eksiktir işte, niceliğe önem veriyordur, nitelik çok sonuca endeksli olmayan gibi eleştiriler yapabilirsin ama, hekim dışı personelle ilgili 2002’yle 2010 yılları arasında çok farklı bir manzara ortaya koyan bir sistem var.

Hocam siz devam edin, biz orada rakamlarla bazı verilere girelim.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Hızlandırmak için birkaç şey sunmak istiyorum.

Bakın Türk Tabipler Birliğinde bu konu bizi de hep ilgilendiren bir şey. Sadece ücretlendirme meselesi değil. Aslında şöyle söyleyeyim öncelikle: Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararını gördüğümüzde büyük ihtimalle performansla ilgili sıkıntıları, eğer Sağlık Bakanımız da o gerekçeli kararın gereğini yerine getirirse önemli ölçüde açılacak gözüküyor. İtirazlarımız Anayasa Mahkemesi tarafından görüldüğü anlaşılıyor.

Şimdi Türk Tabipler Birliği Etik Kurulu olarak bir çalışma yaptık biz, 1.469 hekim katıldı. Performans acaba gerçekten Sağlık Bakanımızın dediği gibi sağlık hizmetlerinin iyi değiştirilmesi, kaliteli ve verimli hizmet sunumunun sağlanmasına hedefine ulaştı mı diye? Hekimlerimizin yüzde 64’ü tetkik sayısı arttı demiş, performansa çalışmaya başlayınca. İşte yüzde 49,5’i yatırılan hasta sayısı arttı demiş, yüzde 60’ı -rakamları geçeyim- lokal anestezi sayısı arttı demiş, endikasyonsuz müdahaleler arttı, etik olmayan uygulamalar, malpraktis, kötü hekimlik uygulaması arttı, komplikasyon sayısı arttı, verilen sağlık hizmetinin niteliği azaldı. Orada bir şey söyleyeyim…

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Kalite söz konusu değil…

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Performansta zaten şöyle bakın performansa: Diyelim ki ben bugün dahiliyede görevdeyim, dahiliye polikliniğinde. Yanımda da bir başka arkadaşım görevli. O hastaya itinayla bakıyor, sizin istediğiniz gibi bakıyor. O kaç hasta bakıyor? 30 hasta bakıyor. Ben böyle 100 tane bakıyorum. Benim performansım onun 3 katı. Böyle bir şey olabilir mi? O itinayla bakıyor, ben…

BALÇİÇEK PAMİR- Şimdi iki tane noktayı söylemek istiyorum, çünkü çok mail geliyor. Onları da arada lafı geldiğinde mesela günde 80 hasta bakıp, günde 20 anjio stent işlemi yapıyorum. Döner sermaye için canım çıkıyor…

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Aynen öyle.

BALÇİÇEK PAMİR- Bir başka izleyici daha, psikiyatr polikliniğinde günde 80 hastaya bakmamız gerekiyor ve psikiyatr hastalar bunlar deniliyor. Şimdi bu yönde de var. Tam Gün Yasasını destekleyenler de çok fazla, onları da konuşacağız şimdi.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Onları da konuşalım. Yani Tam Günün esaslarını değil ama, mevcut yasaya şiddetle karşıyız.

Bakın tam da eğitimle ilgili konuştunuz. Eğitim hastanelerinde beceri kazandırma … süre azaldı, hasta başı eğitim süresi azaldı. Asistanların kurumsal eğitime ayrılan süresi azaldı. Çalışma ilişkileri, hekimlerin verdiği cevaplar, örneğin … çok daha şikayetçi, diğer sağlık çalışanları çok daha şikayetçi, ama hekimler de bunu görüyor. Hekimlerin verdiği cevaplar. Çalışma arkadaşlarımızla ilişkiler olumsuz etkilendi. Çalışanlar arasındaki iş birliği olumsuz etkilendi. Çalışma dışı ilişkiler, biz aynı zamanda arkadaşız değil mi hastanede çalışırken, hep meslektaşız. Onun dışında aynı meslekte, aynı hekim… Çalışma dışı ilişkiler olumsuz etkilendi.

BALÇİÇEK PAMİR- Yani birbirine mi düşürdü sistem?

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Mesleki dayanışma olumsuz etkilendi. Hekim-hasta ilişkisi bunlar olumsuz etkilendi. Bunlar hekimlerin verdiği cevaplar zaten. Bakın ne kadar işlem yaparsan, sana o kadar para veririm. Böyle bir şey olmaz.

Anayasa Mahkemesi bundan önce aile hekimliğinde yine CHP götürmüştü, çok önemli bir maddeyi bozdu. Ne diyor aile hekimine biliyor musunuz bu Sağlık Bakanlığı sağlıkta dönüşüp projesiyle? Ben sana şu kadar para veririm, şu kadar da hasta sana bağlanır. O hastalar gelir muayene edersin, tedavi edersin. Tedavi edemediğine ne yapacağım, ben hekim olarak herkesi tedavi edemem ki, tedavi edemediği sevk edeceğim. Olur, sevk et 1, 3, 5, 8, 10, 15 tane sevk edersin diyor 100 hastadan, 16’ncıyı sevk edersen paranı keserim, 17. de daha çok keserim, 20. de daha çok keserim. Böyle bir şey olabilir mi? Yani ben ya cebim mi, ya hastanın sağlığı mı, bunu zorluyor. Eğer 50 tane sevk edersem…

BALÇİÇEK PAMİR- Peki, ekleyeceğiniz varsa alayım, Ankara’ya döneceğim. Çünkü, çok birikti Sayın Erdöl’e sormak istiyorum ama, buyurun.

MAHMUT KAÇAR- Biz burada performans sistemini topyekün reddetmek mi, yoksa bizim burada şikayet ettiğimiz emeğin hakkını verecek, çalışma barışını tesis edecek, hekim arkadaşlarımızın olsun, sağlık personel arkadaşlarımız olsun garanti gelirlerini ve bütün döner sermaye gelirleri emekliliğe yansıyacak, yalnız niceliği ön planda tutan, aynı zamanda niteliği de dikkate alacak bir sistem üzerinde bence dursa daha doğru olmaz mı?

BALÇİÇEK PAMİR- Çok sorun birikti, Sayın Erdöl’e dönmek istiyorum ben. Ama dönelim, çünkü yani o kadar çok soru var ki.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Katılıyorum. Bizim önerimiz, bir hekimin aldığı ücretin yüzde 80’i sabit emekliliğine yansıyan olsun, eğer Bakanlık istiyorsa yüzde 20 de bir performans yapabilir.

BALÇİÇEK PAMİR- Peki Zeki bey, eklemek için… Pardon.

MAHMUT KAÇAR- Biz herkese, günde 10 hasta bakana, 5 hasta bakana aynı ücreti verelim dersek, zannediyorum burada haksızlık yapmış oluruz.

BALÇİÇEK PAMİR- Mahmut Bey, bir araya gireceğim. Zeki Bey’den bir cümle daha alıp Ankara’ya döneceğim.

ZEKİ SADUNOĞLU- Hiçbir devlet kurumunda, hiçbir kamu görevlisinin bir ayağı devlette, bir ayağı ticarette, özelde olmaz; işin özü bu.

BALÇİÇEK PAMİR- Peki, bir Ankara’ya dönelim. Sayın Erdöl, o kadar çok soru birikti ki. Bir de izleyicilerden fazlasıyla soru geliyor. Özellikle askeri hekimlerden sorular geliyor, bizimle ilgili bir şeyler yapmayı düşünüyorlar mı diye. Bunu da iletmiş olayım ama, şimdi demin Sayın Ülker dedi ki bu sistem hastayı seven bir sistem dedi, duymuşsunuzdur siz de. Sağlık-Sen diyor ki performans sistemiyle sağlık kalitesi arttı, ama bu taraftan da doktorların ve hemşirelerin feryatları da, figanları da bir şekilde çok fazla. Siz ne düşünüyorsunuz, özellikle askeri hekimleri de sormak isterim kısa bir cevap ona verirseniz. Bir de performans sisteminin sonuçları hakkında, buyurun.

DR. CEVDET ERDÖL- Efendim, özellikle şunu belirtmem gerekiyor ki: Burada esas yapmamız gereken hem sağlık personelinin tümünün çalışma şartlarını daha iyi hale getirmek, ama netice itibariyle halkımızın memnuniyetini artırmaktır. Sağlık sisteminde kaliteli bir sağlık hizmeti verirken, halkın memnuniyet oranını da artırmamız gerekiyor.

Bakınız Türkiye İstatistik Kurumunun yapmış olduğu anketlerde, verilerde 2003’te yüzde 39 memnuniyet, 2004’te yüzde 46, 2005’te yüzde 55, 2006’da yüzde 52, 2007’de yüzde 66, 2008’de yüzde 63. Yani yüzde 39’lardan yüzde 65’ler seviyesine yükselen bir memnuniyet oldu. Bu nasıl oldu, durup dururken mi oldu? Daha öncelerine insanlar şöyle bir 5 yıl, 6 yıl, 10 yıl geriye doğru gittiklerinde bir baksınlar, nüfusun yarısı olan sigortalı hastalarımız devlet hastanelerine müracaat edemiyorlardı. Bütün bu 35 milyona yakın insanımız sadece sigorta hastanelerindeki eczanelerden ilaç almak zorunda kalıyorlardı. Bir şehirden, bir ilçeden bir ilçeye hastasını götürürken ambulansa konulacak mazotun parasını halkımızdan bu devlet istiyordu. Bunların hepsini kaldırdık. Belli bir sistem dahilinde bunlarda hep iyileşmeler oldu. Bakınız elimde bir nüfuz cüzdanım var. Bu nüfus cüzdanıyla ne yapabilirsiniz dediğiniz zaman? İşte buradaki Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasıyla istediğim hastanede muayene olabilir bir vatandaş olarak. Eğer bana acil bir şey olmuş ise 112 Ambulans Servisi emrimdedir bu nüfus cüzdanıyla ve ambulans helikopterler emrimdedir, ambulans uçaklar emrimdedir. Yani bu kadar büyük bir sistemi eğer devletimiz bu imkanlar içerisinde insanlarına 73 milyonun 73 milyonuna sunabilmiş ise bu elbette ki önemli bir değişimin, dönüşümün sonucudur. Yoksa bizden önceki dönemlerde de iktidarlar vardı. Bunlar da elbetteki imkanları ölçüsünde epeyce şeyler yaptılar. Hiçbir şey yapılmadı, biz her şeyi yaptık demiyorum, ama yaptığımız icraatlar, yaptığımız dönüşüm halkın memnuniyet oranını büyük ölçüde artıran, aynı zamanda sağlık çalışanlarının da memnuniyetini artıran bir sistem oldu.

Performansa gelince, işte hekimlerimizin ve sağlık çalışanlarımızın önemli derecede memnuniyetini artıran unsurlardan birisi de elde ettikleri gelirlerdir şüphesiz. Bu gelirleri hesap ederken birilerinin zannettiği gibi, efendim ne kadar tahlil yazarsa o kadar para alır, ne kadar şunu yapar… Böyle bir şey yok. Evet, kişinin kendi çalışması da değerlendiriyor. Elbetteki çalışan bir hekimle, çalışmayan bir hekimin ayırt edilmesi gerekiyor.

BALÇİÇEK PAMİR- Sayın Erdöl, şöyle bir nokta vardı, bir araya girmek istiyorum: Dediler ki, hemşirelerle ya da sağlık personeli doktoru bile birbirine düşüren bir sistem dediler biraz önce.

DR. CEVDET ERDÖL- Arz edeceğiz efendim.

BALÇİÇEK PAMİR- Buyurun.

DR. CEVDET ERDÖL- Bakınız, burada elbetteki bu sistem yazıldığı şekliyle nihai metindir, her şey tamam değil. Bütün bu yurt dışı örnekleri de dikkate alınarak, performans sisteminde zaman zaman düzenlemeler yapılıyor. İşte mesela üniversite veya eğitim hastanelerinde, Sağlık Bakanlığına bağlı eğitim hastanelerinde de efendim ne kadar hoca muayene ederse o kadar performans alacak, hayır. Ne kadar eğitim yaparsa, ne kadar araştırma yaparsa, yurt dışı yayını olursa, yurt dışındaki tebliğleri olursa, yurt dışındaki konuşmaları olursa, asistanlarına ne kadar ders anlatırsa, öğrencilerine ne kadar ders anlatır pratik yaptırırsa; bunların hepsi bir performans havuzu içinde değerlendirecek, o hocaya performans olarak kaydedilecek. Elbetteki bir beyin cerrahi ameliyatını düşünün, bir beyin cerrahıyla oradaki müstahdemin de o ameliyatta katkısı var, hemşirenin de var, teknisyenin de var, anestesttin de var, hepsinin var. Bunlar kendi emeklerinin ölçüsünde belli performans kriterlerine göre onlar bundan ücret alacaklar. Ancak, bir hekim kadar elbetteki bir uzman hekim kadar pratisyen hekime de ücret verilemediğine göre, belli bir kademelendirme yapılması mantıklı olan da yapılmasının gerekliliğidir. Bu üç aşağı, beş yukarı olur, onunki az olur, bununki fazla; bunlar düzeltilebilecek şeylerdir.

BALÇİÇEK PAMİR- Sayın Erdöl, sizden bir izin alayım. Sayın Erdöl, daha çok anlatacaksınız, çok önemli noktalar var. Bir izin alayım, bir reklam arasına gitmem gerekiyor. Reklamlardan sonra sizle devam edelim.

DR. CEVDET ERDÖL- Askeri hekimlerle isterseniz askeri hekimlerle ilgili sorduğunuz soruyu da tamamlayayım efendim.

BALÇİÇEK PAMİR- Buyurun, onu alayım bir cümle, peki.

DR. CEVDET ERDÖL- Bakınız askeri hekimlerin, özellikle düşük rütbede olanlarına 1.700-1.800 lira alırken, 4.000 liraya yakın, 3.800 lira civarında maaşları olacak üsteğmen, yüzbaşı civarında olanlar. Yaptırdığımız hesaplar bu. Ama üst rütbelilerde hoca seviyesinde olanların ücretlerini istediğimiz kadar artıramadık. Bunun pek çok sebebi var.

Bir diğer önemli konu da, Sağlık Bakanlığındaki hekimlerin emeklilikleriyle ilgili konuydu. Onu da zaten biraz önce Ali Bey de söyledi, ben katılıyorum. Gönül isterdi ki bütün hekimlerin, Sağlık Bakanlığındaki hekimlerin emeklileri bir anda yükselsin. Fakat bunu başaramadık, ancak şunu başardık: Bundan sonra bu sistem içerisinde çalıştıkları müddetçe alacakları ücretler onların belli bir oranda sosyal güvenlik primi kesilecek ve emeklilikleri peyderpey artacaktır.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Cevdet Bey, yılda ne kadar artacak? Ben diyelim ki 1 yıl çalıştım bu yeni sistemde ne kadar artacak ve de ayda ne kadar azalacak maaşım?

CEVDET ERDÖL- Ben sizin sözünüzü kesmedim, muhterem başkanım ben sizin sözünüzü kesmedim, kesilmesini de hoş bulmuyorum.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Estağfurullah.

CEVDET ERDÖL- Devam edeyim müsaade ederseniz. Şimdi dediğim gibi hepsinin bir anda nasıl hakimlere yapıldı, hekimlere de yapılsın, ama bunu başaramadık. Şu andan sonra diyelim ki 20 yıl çalışan bir hekimin emeklilik maaşı şu anda uzman bir hekimin emeklilik maaşı 1300 lira. 2500 lira civarına çıkacak, 30 yıl çalışan hekimin ki yaklaşık 3 bin lira civarında olacak, bugünkü parayla emeklilik miktarı. Yaklaşık diğer hakimlerle aynı seviyeye gelmiş olacak. Ancak, benim…

BAHÇİÇEK PAMİR- Sayın Erdöl, gerçekten bir reklam arası vermem gerekiyormuş beni uyarıyorlar. Buradan devam edeceğiz lütfen unutmayın cümlenizi.

CEVDET ERDÖL- Hayhay efendim.

BAHÇİÇEK PAMİR- Kısa bir aradan sonra tekrar sağlık konuşmaya devam edeceğiz, bizden ayrılmayın lütfen.

(Reklam Arası)

BAHÇİÇEK PAMİR- Meclis Sağlık Komisyonu Başkanı AK Parti milletvekili Cevdet Erdöl’le devam ediyorduk sağlık konusunu konuşmaya Ankara stüdyolarımızda. Sayın Erdöl, Türk Tabipler Birliği Yönetim Kurulu üyesi Osman Öztürk’ün bir soru vardı, o soruyu bir duyalım istiyorum izninizle, sonra kaldığımız yerden devam edelim buyurun.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Şöyle: Şimdi bu       Tam Gün Yasasıyla performans olarak yapılan ödemelerin bir kısmının sabit hale geleceğini ve bunun emekliliğe yansıyacağını söylediniz. Bir pratisyen hekim, 915 lirası sabit hale gelecek, her ay burada 183 lira da emeklilik primi kesilecek değil mi, bir uzman hekim için de 341 lira kesilecek. Çalıştığı her yıl başına emekli maaşı ne kadar artacak? Bizim hesabımız, daha doğrusu bize de yapılan hesaplardan gelen, bu sistemde her ay 183 lirası kesilirse pratisyen hekimin çalıştığı her yıl için 18 lira zam yapıyorsunuz. Uzman hekimden 341 lira kesiyorsunuz, çalıştığı her yıl için 35 lira emekli maaşına zam yapıyorsunuz. Ben zaten bu parayı özel sigortacılığa da yatırsam alacağım. Çok sağ olun bizi düşünmüşsünüz ama, böyle bir şey olmaz. Biz buna karşıyız, yani böyle lütfen yansıtmayın. Ha bugünden başlayıp 30 yıl sonra emekli olana, peki bugün emekli olana, emekliliği bugün gelene veremiyoruz diyorsunuz, peki ama başka devlet memurlarımız var, hakimlerimiz var, savcılarımız var. Yani hiç onların aldığı parada gözümüz falan yok. Ama benzer eğitim, hatta daha fazla eğitim alıyoruz. En azından benzer yararlılıkta işler yaptığımızı düşünüyoruz. Nasıl onlara verebiliyorsunuz da bize veremiyorsunuz bunları anlayamıyoruz.

BALÇİÇEK PAMİR- Sayın Erdöl, bir ek daha yapmak istiyorum. Şöyle ki: İzleyicilerden çok fazla mail geliyor. Demin kimlik kartını gösterdiniz ve dediniz ki bu kimlikle her yere girilebilir hepimizin cebimizle taşıdığımız kimlik kartımızla ve her türlü tedavi alabilir dediniz. İzleyicilerden şöyle mesajlar geliyor: Sevk edilen, özellikle özel hastanelere sevk edilen ve arada böyle ne deniyor ona tam cümle, tam bütün parayı ödemiyor anladığım kadarıyla devlet ama, arada hastadan katılım mı deniyor?

ZEKİ SADUNOĞLU- Katılım payı.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Katılım mı deniyor, bıçak parası…

BALÇİÇEK PAMİR- Bıçak parası mı? Yani böyle şikayetleri de var, yani bizden yara alınıyor diyen çok fazla da hasta var izleyici, buyurun efendim.

DR. CEVDET ERDÖL- Efendim, çok teşekkür ediyorum, şimdi bir kere bu hekim arkadaşlarımızın biraz önceki konuşmalarda sağlık personelinin yok kavga ediyorlar, yok işte şunu paylaşamıyorlar, bunu paylaşamıyorlar gibi 24 saat 365 gün kesintisiz hizmet veren sağlık personelinin böyle hırpalanmasını, adeta para için her şeyi yapan insanlar gibi görüntü bu şekilde gösterilmesini ben doğrusu bir hekim olarak içime sindiremiyorum. Bu tip sözlerden ve söylemlerden hepimizin kaçınması lazım. Bu insanlar Türkiye’de sağlık sistemini üst seviyeye çıktıysak anne ölüm hızları 100 binde 70’lerden 19’a düştüyse, bebek ölüm hızları eğer istenilen bugünkü makul seviyelere inebildiyse bu arkadaşlarımızın sayesindedir. Eğer kızamık Türkiye’de 3 yıldır yoksa, sıfırsa, Türkiye’den kaynaklanan kızamık hiç yoksa bu arkadaşlarımızın, tüm sağlık çalışanlarının eseridir bu. Tifoda, sıtmada çok büyük başarılar elde edilmiş ise, sağlık politikalarını uygulayan bu sağlık çalışanlarının eseridir. Onun için sağlık çalışanlarının böyle hırpalanmasını ben tasvip etmediğimi tekrar ifade edeyim. Katkı payıyla ilgili meselede de malumunuz özel hastanelerle ilgili Sosyal Güvenlik Kurumu’yla sözleşme yapan hastanelerde belli bir oranda, eskiden bunun ucu açıktı, istediği kadar katkı alabiliyorlardı. Şimdi bunu yüzde 30’a kadar, belki yüzde 70’e kadar olabilecek şekilde belli oranlarda katkı alabilmelerine şart olmamakla birlikte, alabilmelerine imkan veriyor özel hastaneden özel hastaneye değişmek şartıyla. Ancak herhangi bir sağlık ocağında, herhangi bir aile hekimliği birinci basamak sağlık hizmetlerinde,  devlet hastanelerinde, üniversite hastanelerinde ve hiçbir zaman bu söylediğim katkı payı alınması söz konusu değildir, bunu arz etmek istedim. Bir diğer konu da, efendim bizim asla ve asla ajandamızda hastaneleri özelleştirmek diye bir şey söz konusu değildir. Bu bir iki arkadaşımızın belli dil sürçmesi belki bir yanlış ifadesi oldu. Bizim hiçbir zaman hastaneleri özelleştirme veya özel hastanelerimizi peşkeş çekme, işte ne bileyim piyasalaştırma gibi kullanılan tabirlere hiç katılmadığımı, böyle bir niyetimizin, en ufak bir niyetimizin olmadığını ifade etmek isterim.

Bir diğer konu da…

BALÇİÇEK PAMİR- Sayın Erdöl, yanınızda Sağlık Komisyonu üyesi CHP milletvekili Ali Arslan var. Şimdi ona döneceğim ama, onun bir cümlesini size hatırlatmak isterim. Bu sistemle özel hastanelere ucuz emek yaratılmak isteniliyor dedi. Yanınızda oturuyor zaten. O konuda ne düşünüyorsunuz, bunun devamı diye düşünüyorum.

DR. CEVDET ERDÖL- Şimdi efendim, şöyle: Bazen insanlarımız…

BALÇİÇEK PAMİR- Ali Bey’in sesini duyamıyoruz galiba.

DR. ALİ ARSLAN- Beni unuttunuz sandım diyorum.

BALÇİÇEK PAMİR- Olur mu, aşk olsun.

DR. CEVDET ERDÖL- Ali Bey, biraz sonra görüşlerini söyleyecektir. Şimdi insanlarımız gerçekten oturup konuştuğunuz zaman herkes biz bu yasaya razıyız, bu yasa uygundur ancak şöyle şöyle diye, değerli Türk Tabipler Birliği yöneticisi arkadaşımızın söylediğine ben baştan da hak verdiğimi ifade ettim. Yani emeklilik rakamlarını istediğimiz seviyede biz görmedik. Baştan itibaren de söyledim. Keşke hakimler gibi belli bir direkt belli bir rakam yükselterek verilebilseydi olabilirdi. Yalnız bu değerli fikirlerini kanun hazırlanırken değerli dostlarımız maalesef gelip komisyonlarda ifade etmekten çoğu zaman imtina ediyorlar.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Ne zaman ettik?

DR. CEVDET ERDÖL- Gerçi Osman Bey’le zaman zaman karşılaşıyorduk ama, bu tip hadiselerin, kanunların olgunlaştırıldığı yerler komisyonlarımızdır. Ben 8 yıldır Komisyon Başkanı olarak orada…

BALÇİÇEK PAMİR- Etmiyoruz diyorlar Sayın Erdöl, sesleri çıkmadı ama, etmiyoruz geliyoruz, ne zaman imtina ettik diye soruyorlar.

DR. CEVDET ERDÖL- Yani biz genelde bize katkı veren herkesi davet ettik. Ali Bey’le o da komisyonumuzla beraber 8 yıldır çalışıyoruz. Gelip de katkı vermek veya gelip de bir şey anlatmak isteyen hiçbir insana kapımızı kapatmadık, bundan sonra da görevde olduğumuz müddetçe arkadaşlarımızı dinlemeye devam edeceğiz.

BALÇİÇEK PAMİR- Sayın Ali Arslan’a dönmek istiyorum, haklı bir serzenişte bulundu. Ali Bey önce size söz verdik, çok da not birikti diye düşünüyorum. Tartışılanları dinlediniz, özel muayenehanecilikten tutun da özel hastanelere ucuz emek yaratmayı demin söylemiştiniz, buradan da destek buldu. Hemşirelerin sorunları da ortada, buyurun sizi dinliyoruz.

DR. ALİ ARSLAN- Şimdi aslında şöyle: Yani bu görünen köy kılavuz istemez. Sağlıkta dönüşüm programına benzer programlar sadece Türkiye’de uygulanmıyor. Bütün dünyada işte Dünya Bankasının, IMF’nin önerisiyle sağlıktaki o büyük ekonomik pastanın diyelim kaba tabiriyle, sermayeye nasıl yönlendirilebileceği tartışma konusu, bütün dünyada tartışılıyor bu. Sistemler bozuluyor, sistemi oturmuş ülkeler bile sistemleri yeniden bu sağlığın piyasalaşması noktasında kanalize edilmeye çalışıyor İngiltere örneğinde olduğu gibi. Bakın Tam Gün Yasasıyla ilgili tartışma sanıyorum şu anda Yunanistan’da da var ve doktorlar greve gidiyor, 5 günlük greve gidiyor.

BALÇİÇEK PAMİR- Evet evet.

DR. ALİ ARSLAN- Benzer program bütün dünyada, bu özellikle küreselleşme dediğimiz o emperyalizmin yeni süslenmiş adı küreselleşme aslında. Rüzgarlarıyla böyle sağlık adeta savruluyor, büyük kaoslar var. Şimdi ben notlarımdan birkaç şey söylemek isterim. Birisi emeklilik konusu, gerçekten doktorların emekliye yansıyan ücretleri yok, ücretlerini döner sermaye, performansla yükseltiyorlar, sonra emekli olduktan sonra da bayağı böyle başkanın da söylediği gibi gerçekten son derece düşük emeklilik maaşları var. Şimdi bu konuda biz itirazlarımızı söyleyince Sayın Bakan komisyonda doğru haklısınız dedi.

BALÇİÇEK PAMİR- Peki, iki notla size hatırlatma yapmak istiyorum. Bir tanesi dediler ki Sayın Erdöl demin hekimler memnun dedi. Bir araştırmaya aktardı hastalar memnun. Bir ikincisi, performans sistemiyle sağlık kalitesi arttı dedi Sağlık-Sen, bunları da göz önüne alırsanız konuşmanızda memnun olurum, buyurum.

DR. ALİ ARSLAN- Tabi tabi, oralara da geleceğim, şu emeklilik konusuyla ilgili bir şey söylemek isterim. Bakın bu yasayla doktorlar emekliliğin işveren primlerini kendisi yatıracak. Yani hangi meslek grubunda, hangi çalışan işveren payını kendisi yatırıyor. Şimdi bu yasa komisyonda görüşülürken biz işte Tabip Odalarının da diğer meslek kuruluşlarının da büyük itirazları oldu bu emekliliğe yansıyan ücretler konusunda. Sayın Bakan hak verdi dedi ki doğru söylüyorsunuz ben de işte ekonomik kurulla görüştüm, bu konuda bir eksiklik var bunu düzeltelim. Öyle deyince hepimiz rahatladık ve Tam Gün Yasasını biriz önce Hasta Hakları Derneği Başkanı Zeki Bey birkaç bir şey söyledi, onu da düzeltmek isterim. Dedi ki sanki CHP Anayasa Mahkemesi’ne gittiği için suçlanıyormuş gibi bir anlam çıkabilir. Son iptale rağmen diyor CHP, Anayasa Mahkemesi’ni destekliyor. Şimdi Sayın Genel Başkanımızın bir açıklaması var biliyorsunuz. Yani yasalara uygun, Anayasaya uygun bir Tam Gün Yasası getirin destekleyelim. Bu yeni bir şey değil, bu Cumhuriyet Halk Partisi tarafından ilk defa söylenen bir şey değil. Bu yasa Meclis’te görüşülürken de biz yasayı desteklediğimizi, ancak düzeltilmesi gereken yerler olduğunu ve onların düzeltilmesi gerektiğini söyleyerek desteklediğimiz belirttik ama, sözümüzü dinletemedik. Şimdi Sayın Genel Başkanımızın 2000 yılında yazdığı bir makale var, orada da Tam Gün Yasasını destekliyor. Yani biz Tam Gün Yasasına karşıyız, Tam Gün Yasasına karşı olduğumuz için Anayasa Mahkemesi’ne gittik diye bir anlam sakın çıkmasın. Bu yasanın Anayasaya aykırı olduğu hali, Anayasa Mahkemesi’nin son kararlarıyla da belli. Yani düzeltelim, sağlık çalışanlarının istediği şekliyle, hastaları da mutlu ederek, Türkiye’deki sağlık sistemini bozmayacak bir Tam Gün Yasasına hiç kimse hayır demiyor. Tabipler Odası da demiyor, hemşireler de demiyor, çalışanlar da demiyor, yurttaşlar da demiyor. Şimdi bakın hasta memnuniyetiyle ilgili, hastalar memnun, memnun ediliyor, Sağlıkta Dönüşüm Projesi aslında gelecekte yurttaşları perişan edecek bir proje, o nedenle biz karşı çıkıyoruz. Katkı payları yükselecek, teminat paketleri daraltılacak, bir süre sonra parası olmayan gerçekten büyük sıkıntılar çekecek bir proje bugün uygulanıyor. Şimdi bu projenin bugünden siyasi faturasını ödememek için AKP birtakım oyunlar yapıyor. Şimdi bakın Sayın Cevdet Erdöl’ün ben aile hekimliği yasası Meclis’te görüşülürken bir konuşması var, konuşmasından kısa özetler aldım.

BALÇİÇEK PAMİR- Buyurun.

DR. ALİ ARSLAN- Diyor ki Sayın Erdöl, ne kadar gerekli olduğunu şimdi size bir olay anlatacağım diyor, buradan çıkaracaksınız diyor. Olay şu: Ankara Numune Hastanesinden bir belge alıyor, belgede 100 hastanın 80 tanesi aslında diyor, birinci basamakta halledilebilirmiş diyor. Sevk zinciri olmadığı için diyor bu hastaların tamamı Numune Hastanesine gelmiş ve hastanede büyük yığılma var, hem de masraflı tetkikler, tahliller yapılıyor, para olarak karşılamak mümkün değil. İyi ki aile hekimliğini getiriyoruz, aile hekimliğiyle birlikte sevk zincirini getiriyoruz ve bu garabeti ortadan kaldıracağız diyor, övünerek söylüyor ve gerçekten de doğrudur. Eğer siz sevk zincirini getirmezseniz, yani hastalar birinci basamakta yüzde 80’ni tedavi olabilecek hastalar sadece grip, nezle için bile yok özel hastanelere gidiyorsa, yok üniversite hastanelerine geliyorsa, işte devlet hastanelerine gidiyorsa, eğitim hastanelerine gidiyorsa, bu işin içinden çıkmak mümkün değil. Yani sevk zinciri mutlaka kurmanız lazım. Şimdi diyor ki bu olmadan asla bu iş olmaz, bunları engellemek lazım, aksi halde ne kadar bütçe ayırsak da yetmez diyor Sayın Erdöl, gerçekten de doğrudur. Şimdi bakın aile hekimliği yasası 2004’te çıktı, aşağı-yukarı 6 sene. 6 seneden beri aile hekimliği yasasında bu sevk zinciri kurulamadı. Bir kere niyet ettiler, 4 ilde aile hekimliğinin uygulandığı 4 ilde bu sevk zincirini uygulamaya çalıştılar. Neler oldu? Hastalar birinci basamakta yığıldı, hastalar büyük bir sıkıntı çekmeye başladı. Artık birinci basamakta kuyrukta beklemeye başladılar, aylarca, günlerce süren randevular falan eyvah problem çoğaldı. İkinci basamakta ne oldu? İkinci basamakta da yeterli hasta gelemediği için hastanelerin kazançları azaldı, döner sermaye gelirleri azaldı. Şimdi bir sevk zinciri kararıyla hem aile hekimleri sıkıntıya düştü, birden biri hasta sayısı arttı, hem hastalar sıkıntıya düştü aile hekimliğinde kuyrukta beklemeye başladılar, hem de ikinci basamaktaki, işte devlet hastanelerinde, üniversite hastanelerinde, eğitim hastanelerinde aman bize hasta gelmez oldu, para kazanamıyoruz diye feryat etmeye başladılar. Sağlık Bakanımızın bu Sağlıkta Dönüşüm Projesinin mimarlarından bir müsteşar yardımcımız var Sebahattin Bey, akıl verdi, gazetelere yansıyan bir açıklamadır bu. Şu anda rektör evet, şu anda rektör. Medipol’ün rektörü. Tekel’in İstanbul’daki Tekel binasını alarak kurulan üniversitenin rektörü.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Hangi üniversiteden bahsediyorsunuz?

DR. ALİ ARSLAN- Şimdi aman dedi böyle bir işten vazgeçelim. Megapol’müydü?

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Medipol, Medipol de nasıl…

DR. ALİ ARSLAN- Yani neyse o ayrı bir tartışma konusu. Benim anlatmak istediğim olay başka.

Bakın hem bir yasa çıkarken, aile hekimliği yasası çıkarken arşı alalara çıkarıyorsunuz sevk zincirinin önemini, gerçekten de önemlidir, çok doğru laflar bunlar. Yani Sayın Erdöl’ün Meclis’te bu sevk zinciriyle ilgili söylediklerinin altına imzayı atarım.

DR. CEVDET ERDÖL- Evet, doğru söyledim.

DR. ALİ ARSLAN- Doğru söylersin, mesela şeyde de doğruyu söylemiştiniz sonradan şaşırdınız mecburi hizmette. Neyse oraya ayrı geleceğim. Şimdi bakın hasta memnun değil, sevk zinciri koyarsanız, ikinci basamak memnun değil, aile hekimleri memnun değil, Sebahattin Bey, hemen akıl verdi dedi ki bu işten vazgeçin siyaseten çok kaybımız olacak. Şimdi hasta memnun diyoruz ya şimdi Hasta Hakları Derneği Başbakanı arkadaşımız işte diyor, işte elimize tahlilleri alıp geliyoruz doktor gitmiş. Doğrudur, olabilir. Bakın Sağlık bakanının açıklaması, Türkiye’deki uzmanların yüzde 88’inin muayenehanesi yok, yüzde 12’sinin var. Yani siz hastaneye gittiğinizde tahlili alıp da gittiğinizde hekimlerin yüzde 88’i yerinde oturuyor, yüzde 12’si gitmiş evine. Yani bunu büyük bir sıkıntı gibi anlatmak, başka şeyleri görmeden anlatmak. Bakın Türkiye’de hastaların sıkıntıları yok mu, Hasta Hakları Derneği Başkanından ben şöyle bir şey beklerim. Biraz önce Sayın Pamir, siz söylediniz. Hasta, pirimi ödeyemediği için hiçbir yerde bakılamayan BAĞ-KUR’lu hastalarımız var. Bu Hasta Hakları Derneğinin en büyük görevlerinden bir tanesi. Prim ödeyemezse, son dönemde biliyorsunuz bütün dünyayla birlikte Türkiye’de büyük bir kriz yaşadık, bu krizin yerli midir, bancı mıdır ne kadarı yerlidir, ne kadarı yabancıdır o ekonomistlerin tartışacağı konu. İnsanlar BAĞKUR primlerini ödeyemez hale geldi, vergi borçlarını ödeyemiyor, kredi kartlarını ödeyemiyor, intihar edenler var. Ve bu insanlar hastane kapılarında Sayın Erdöl’ün gösterdiği nüfus cüzdanıyla gittiklerinde bilgisayara girip bakıyorlar, sen primini ödedin mi, ödemedin mi? Ödememişsin, o zaman yok, ben sana bakmayacağım. O zaman neye yaradı o sağlık karnesi? Şimdi bakın iki gün önce ben Datça’daydım, Datça’da bir yasa çıkardık 18 yaşından küçüklere devlet bakacak diye. Datça’da kahvede otururken vatandaşın biri dedi ki benim 18 yaşından küçük 10 yaşında çocuğum var, bakmadılar. Ben dedim olmaz böyle bir şey yasa var. Adam ısrarla olmaz dedi, baktıramadım dedi, peşine düştüm en son dediler ki işte çocuk tescilini yaptırmadığı için bakılmamış. Gitmiş nüfus cüzdanıyla 10 yaşında 18 yaşından küçük, siz bu adama yok tescilin yapılmış, yapılmamış ne soruyorsunuz, o zaman nüfus cüzdanını niye çıkarıyorsunuz ortaya.

DR. CEVDET ERDÖL- Uygulama yanlışlığı.

DR. ALİ ARSLAN- Şimdi…

BALÇİÇEK PAMİR- Hemen Sayın Erdöl’e soralım mı bu nüfus…

DR. ALİ ARSLAN- Katkı payları.

BALÇİÇEK PAMİR- Hemen oraya girmeden Sayın Erdöl yanınızda, bu nüfus cüzdanı eleştirisi çok önemli gerçekten de, izleyicilerden de çok fazla mail gelmeye devam ediyor konuyla ilgili. O nüfus cüzdanı yetmiyor Sayın Erdöl diyorlar, buyurun.

DR. CEVDET ERDÖL- Şimdi şöyle efendim: Aslında Ali Bey’in söylediği konuyla zaman zaman biz karşılaştığımızda oluyor. Burada idarecilerin konuyu bilmemelerinden kaynaklanıyor. Kanunda Sosyal Güvenlik Kanunu çıkardığımızda, genel sağlık sigortası kanunu çıkardığımızda ona bir madde koyduk hususi olarak. Kişi primini ödedi, ödemedi. Annesi, babası sigorta primlerini, BAĞKUR primlerini eski tabirle ödedi, ödemedi. Buna bakılmaksızın, bir; acil haller, iki; iş kazaları, üç; meslek hastalıkları, dört; analık halleri, bunun içine düşük, kürtaj, doğum bunların hepsi dahil olmak üzere, bir de 18 yaşından küçükler, bunlara mutlaka bakılır deniliyor kanunda. Kanununu yapmışız biz Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, biz bunu görevimizi yapmışız, en iyi şekliyle yapmışız. Ama oradaki idarecilerin maalesef bunu anlayamamalarından veya kendi idare eksiklerinden kaynaklanan böyle yanlışlıklar olmuş ise de bunu düzeltmek elbetteki hepimizin vazifesi. Ali Bey’in müdahil olduğu gibi biz de zaman zaman olaya müdahil oluyoruz. Burada vatandaşlarımızın tereddüt etmemesi gereken şey şudur: Acil bir durumda, meslek hastalığında, iş kazalarında 18 yaşından küçük olan yavrularımızda, çocuklarımız hastalıklarında ve bir de analık hallerinde prim ödendi, ödenmedi ona bakılmaksızın tedavileri yapılır.

BALÇİÇEK PAMİR- Yani bir anlamda hasta kendi hakkını arayacak, hasta kendi hakkını arayacak diyorsunuz.

DR. CEVDET ERDÖL- Bakın açık ve net söylüyorum; evet, Hasta Hakları Derneği de, biz de, hepimiz de bunu mutlaka hakkımızı arayacağız. Yalnız Ali Bey’in söylediği şey, her yerde geçerli.

DR. ALİ ARSLAN- Yani, nüfus cüzdanı her yerde geçerli değil o zaman, bazı yerlerde geçerli.

DR. CEVDET ERDÖL- Her yerde geçerli.

DR. ALİ ARSLAN- Biraz önce saydığınız koşullarda geçerli.

DR. CEVDET ERDÖL- Ama öbür türlü o zaman hiç prim ödemez hiç kimse, buna da o da tabi ki onu farklı değerlendirmek lazım. Elbetteki primini ödeyebilecek insanlar ödeyecek, ödeyemeyecek olanlar da şimdiki Yeşil Kart sisteminde fakir olduğun u bildirerek Yeşil Kart alacaklar ve o sistem üzerinden zaten onlar da tedavilerini olacaklar. Ama birisi keyfe keder primini ödememiş veya keyfe keder ne bileyim ve ondan sonra da ona rağmen acil olmayan bir durumda müracaat etmişse elbetteki ona da primini ödemesi tavsiye edilir.

DR. ALİ ARSLAN- Benim söylediğim Başkanım şu: Kimliği…

DR. CEVDET ERDÖL- Çıkarırım, hayır o en büyük şeylerden birisidir Ali Bey.

DR. ALİ ARSLAN- Kaydı var mı yok mu, BAĞ-KUR, sigortalı mıdır, SSK’lı mıdır, böyle bir kimlik kartı var mı yok mu onu göstersin, kimliğini göstermek de yetmiyor.

DR. CEVDET ERDÖL- Ama Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasıyla hepsi belli oluyor efendim, Ali Bey.

DR. ALİ ARSLAN- Hepsi belli oluyor, ama siz ona soruyorsunuz prim var mı yok mu kardeşim.

BALÇİÇEK PAMİR- Peki, Ali Bey katkı payıyla da devam edecektiniz. İkili olunca Ankara’dan duyulmuyor. Buyurun Ali Bey, bir katkı payıyla ilgili bir not düşecektiniz ben araya girdim, onu da alalım, sonra burada stüdyoda konukların soruları var zaten.

DR. ALİ ARSLAN- Hasta Hakları konusunda Yeşil Kartlılar, Sayın Başkan da belirtti. Yeşil Kartlılar işte 1990’lı yılların başından beri devlet yolsuz vatandaşlarımıza Yeşil Kart veriyor. AKP döneminde Cumhuriyet Halk Partisi’nin de büyük katkılarıyla, büyük ısrarlarıyla ayakta tedavi gören Yeşil Kartlıların da tedavi giderleri karşılanıyor, gerçekten büyük bir hizmet, kutluyorum, teşekkür ediyorum, Meclis’teki konuşmamda da söyledim. Ama bu konuda Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim de büyük emeğimiz var, büyük katkımız var. Şimdi Yeşil Kart olayı nedir, asgari ücretin 3’te 1’inden daha düşük geliri olacak, şimdi asgari ücreti 600 lira civarında kabul edersek 3’te 1’i 200, 210 lira eğer geliriniz varsa Yeşil Kart alamıyorsunuz. Şimdi ne yapacaksınız? Sağlık primi yatırmak zorundasınız ne iş yapıyorsanız. Yatırmıyorsanız da o zaman öldünüz demektir. Şimdi bu iktidar ne yaptı? Seçim öncesi 8 milyon Yeşil Kartlı sayısı 13 milyona çıktı. Yani birden bire yoksullarımız arttı, asgari ücretin 3’te 1’inden daha az geliri olan vatandaşların sayısı 5 milyon arttı, seçim bitti birden bire bu yurttaşlarımız zenginleşti. 5 milyon Yeşil Kartlı iptal edildi. Şimdi hakikaten yürekleri sızlatan bir şey bu, böyle bir şey olabilir mi? Bunun mutlaka objektif kriterleri olması gerekir, hatta bence asgari ücretin 3’te 1’inden daha düşük gelirli vatandaşların Yeşil Kart alması noktasını 3’te 2’sinden daha düşük gelirliye çevirmek gerekir. Ve hele hele bugün yaşadığımız kriz dönemlerinde bence primini ödemeyen yurttaşlar için de birtakım önermelerin, birtakım yolların gösterilmesi gerekiyor. Gerçekten sağlık önemli bir sorun, devletin de anayasal bir görevi, vermek zorunda. Siz Anayasanın 56. maddesinde diyorsunuz ki devlet herkese bu sağlık hakkını vermek zorunda, ama 65. madde diyorsunuz ki prim yatırırsa. Şimdi şarta bağlıyorsunuz. Şimdi bu sosyal devlet ilkesine bence aykırı, Anayasa değişecekse bu da değişmeli.

BALÇİÇEK PAMİR- Peki, Ali Bey, o zaman buraya da döneceğim, stüdyodaki konukların çok çok soruları var konuştuklarınızla alakalı, bir ara verelim Ankara’ya isterseniz. Şöyle ki izleyicilerden çok fazla soru geliyor haliyle hemşirelere de geliyor, size çok fazla soru geliyor, gerçekten diyorlar ki asıl dertlerimizi anlatsalar birazcık diye ama, doktorlara da eleştiri geliyor. Şöyle eleştiriler geliyor: Bu sorun 3-4 bin doktorun sorunu, Türkiye’yi niye bu kadar yakından ilgilendiriyor diye soruyor. Hep tersten söyledim herkese, öyle mi devam edelim buyurun.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Tam da bunu biz anlatmaya çalıştık, Anayasa Mahkemesi’ne gittiğimizde de bunu anlatmaya çalıştık. Şöyle bir örnek verdik. Bu sorun böyle yansıtılıyor 3-4 bin doktorun sorunu diye bu Tam Gün meselesi. Bakın dedik burada Türk Tabipleri Birliği yöneticisi 4 kişiyiz, 25-30 yıl arasında şeyimiz var, mesleki kıdemimiz var hiçbirimizin muayenehanesi yok. Bu sorun sadece hekimlerin sorunu değil, bütün hekimlerin, bütün sağlık çalışanlarını sorunu. Hekim emeğini ucuzlatmak, diğer sağlık çalışanının da emeğini ucuzlatmak. Burada sorun şu: Aslında bakın kritik olan şeyi Cevdet Bey söyledi, iki şey. Bir; özel hastanelerde ilave ücretin eskiden ucu açtık, şimdi yüzde 30, yüzde 70’e kadar indi. Hayır, öyle değil. AKP öncesinde özel hastanede sigortalı hastalardan tek kuruş para alınamazdı, ben yıllarca SSK’da çalıştım, kalp ameliyatına gönderiyorduk. Altında, sevkin altında hiçbir ödeme yapmayın yazıyordu, tek kuruş alınamazdı, yasal olarak alınamazdı, yasa dışı alır ayrı. Bu dönemde alınmaya başlandı, yüzde 70 de değil sınırı, yüzde 100 de alıyor, 200 de alıyor. Neden? 5510 Sayılı yasayı Cevdet Bey gayet iyi bilir Sosyal Sigortalar Yasası. 2006’da çıktığında şöyle bir madde vardı. Eğer bir özel hastane bir sigortalıdan belirlenen oranın üzerinde para alırsa, 1 yıl sözleşmesi feshedilecekti. Bu çok güçlü bir yaptırımdı, hiçbir özel hastane bunu göze alamazdı. 2008’de bir değişiklik yapıldı o kaldırıldı, şimdi sadece para cezası var. O zaman alıyorsunuz buraya koyuyorsunuz bir miktarını para cezası olarak ödüyorsunuz. Bugün vatandaş memnuniyetinden bahsediliyor. Geçen gün bir tanıdıkla konuşuyorum, iki tane çocuğumu götürdüm reçete yazdırdım, bir özel hastane, yok orada başka hastane, gittim eczanede 30 lira katılım payı, sadece katılım payı 30 lira, bir de ilaç katılım payı hesapladım diyor reçeteleri baktım, onların tutarı bu kadar tutmuyor, vatandaş bundan mı memnun, özel hastanede ödediği milyarlarca liradan mı memnun, böyle bir şey olmaz, böyle bir şey yok, vatandaşın hiç böyle bir memnuniyeti falan yok. Bakın buradaki kritik soru şu: Evet, Türkiye’de bir program uygulanıyor, Sağlıkta Dönüşüm Programı deniyor buna. Ali Bey’in de söylediği gibi biz bunu dünyada da izliyoruz. Bulgaristan’da uygulanıyor, Romanya’da uygulanıyor, eski Sovyetler Birliğinde. Bu IMF, Dünya Bankasının buralarda var. IMF’ye Hükümetimizin verdiği bütün heyet mektuplarında var bu Sağlıkta Dönüşüm Programı. Cevdet Bey, evet takdir ediyorum diyor ki özelleştirmeyle sağlığı yan yana kullanmayın lütfen diyor. Geçtiğimiz ay bizim Türk Tabipleri Birliği Kongresinde de benzer bir cümle kurdu. Bir hekim olarak bunu çok anlıyorum ben. Ama bakın Cevdet Bey, bunu ben kullanmıyorum, Hükümet kullanıyor. 31 Aralık 2008 tarihli resmi gazete beşince mükerrer sayısında çok önemli bir program yayınlandı. Avrupa Birliği Ulusal Programı, bu Hükümeti bağlıyor, Cumhurbaşkanının imzası var, Başbakanın var, bütün bakanların. Ve orada Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa sağlık sektörü özelleştirme kapsamına alındı, açık ifade edildi, özelleştirme vizyonu çerçevesinde devlet şu şu sektörlerden tamamen çekilecek, sağlık, eğitim, savunmadaki işletmeciliğindeki payı azaltılması hedeflenmektedir. Tamamen çekilemez, devlet zaten sağlıktan, eğitimden, savunmadan tamamen çekilebilir mi o zaman devlet ortada kalmaz. Türkiye’de sağlık sektörü özelleştirme kapsamına alındı. Tam Gün de bunun bir parçası. Aile hekimliği şimdi deniyor ki muayenehaneleri kapatıyoruz, işte muayenehanecilik kötü, işte sağlık ocakları kapatıp aile hekimlerine dönüştürülüyor. Aile hekimliği ne? Bugün yayınlandı resmi gazetede. Zorunlu mesleki sağlık sigortası, bütün hekimler olacak. Vakit olursa onu da konuşuruz. Ama nasıl? Özelde çalışıyorsa hastane ödeyecek, kamuda çalışıyorsa yarısını hastane, yarısını doktor ödeyecek. Muayenehanesi varsa doktor tamamını kendisi ödeyecek. Aile hekimiyse ne olacak? Tamamını doktor ödüyor, aile hekimiyle muayenehane hekimi aynı şeydi, aynı yere geldi, artık hiçbir güvencesi kalmadı.

BALÇİÇEK PAMİR- Peki, aile hekimliğine karşı mısınız siz?

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Kesinlikle karşıyız, Saadet Hanım da anlattı, biz de anlatırız. Arkadaşımız beyin kanaması geçirdi, meslektaşımız beyin kanaması geçirdi, beyin kanaması hayati bir şey bu, rapor aldı diye aile hekimliği sözleşmesi iptal edildi, böyle bir şey olabilir mi?

BALÇİÇEK PAMİR- Mahmut Bey, aile hekimliği hakkında siz ne düşünüyorsunuz?

DR. OSMAN ÖZTÜRK-

MAHMUT KAÇAR- Şimdi aile hekimliği konusuna gelmeden önce, şimdi Cevdet Bey’in üzerinde durduğu bir konu var. Sağlıkla dönüşümle birlikte vatandaş memnuniyetiyle, personel memnuniyetinden bahsetti. Şimdi…

BALÇİÇEK PAMİR- Şimdi farklı taraflar var, yani memnuniyet var diyen var, yok diyen var.

MAHMUT KAÇAR- Şimdi şunu ifade edeyim: Şimdi vatandaş memnuniyetini ayrı bir tarafta tutmak lazım, sağlıkta dönüşümün personel politikaları noktasında sağlık çalışanlarının memnuniyetini ayrı bir tarafta tutmak lazım. Biz Sağlık-Sen olarak sağlıkta dönüşüm programıyla birlikte, Türkiye’deki gerekli temel sağlık göstergelerindeki iyileştirmelerinden tutun, sağlık kurullarına kolay ulaşılabilirliğinin sonrasında çok ciddi bir anlamda sağlık kuruluşlarının müracaata rağmen aşağı-yukarı aynı personel sayısıyla özveriyle ortaya konan çalışma sonucu bir kalite artışı var, bir verimlilik artışı var. Ve bunun sonucunda da vatandaşın sağlık hizmetlerinden bir memnuniyeti olduğunu düşünüyoruz. Ancak sağlıklı dönüşümün personel ayağına geldiğimiz zaman, orada maalesef sağlık çalışanları bu artan iş yükü adı altında özellikle de hekim dışı personel açısından, geçmiş haklarından çok daha geri gidiş var. Bunu neye dayanarak söylüyorum? Şimdi performansa dayalı döner sermaye sistemiyle birlikte özellikle hekim arkadaşlarımızın sistemi emekliye yansımamasını, temel ücretlerinin çok düşük olup, performansın çok yüksek olmasını, Tam Gün Yasa Tasarısında Sağlık Bakanlığının ilk hazırladığı yasa tasarısı içerisinde, daha doğrusu tasarı taslağı içerisinde bir yüksek hakimlik tazminatının olup bunun genel bütçeden karşılanıyor olmasına rağmen bunun maliye tarafından son anda çıkarılarak kendi döner sermaye gelirlerinden kesilen bir ücrete dönüştürülmesine rağmen, hekim arkadaşlarımızla ilgili performans sistemiyle ilgili bir gelir artışı söz konusu. Yani bugün 2002 yılında bir hekim arkadaşımız ortalama ayda 800 lira civarında bir döner sermaye gelirine sahipken, bugün bir uzman hekimimiz 4 bin, 4500 lira gibi bir ortalamaya sahip. Ancak şuna geleyim…

BALÇİÇEK PAMİR- Sizden bir izin isteyeyim, sizden şöyle bir izin isteyeyim.

MAHMUT KAÇAR- Yani konuyu dağıtmama adına şuna geleceğim: Hekim dışı personelle ilgili hemşire, sağlık memuru, ev arkadaşlarımız ve diğer sağlık personeliyle ilgili bu döner sermayeyle ilgili oranlar belirlenirken alabilecekleri artış maalesef çok ciddi anlamda sınırlı tutuyoruz. Yani burada…

BALÇİÇEK PAMİR- Şimdi buradan devam edilmesini istiyorum ama, tekrar reklama girmem için baskı var, sizinle devam edeceğim Mahmut Bey, hepsini konuşacağız teker teker, vaktimiz var ama, şimdilik kısa bir reklam arasına mecburen gitmek zorundayım. Bizden ayrılmayın lütfen.

(Reklam Arası)

BALÇİÇEK PAMİR- Karşıt Görüş Final’le tekrar karşınızdayız. Sağlık sorununu masaya yatırdık dedik. Sağlık-Sen Genel Başkanı Mahmut Kaçar’da kalmıştık. O sırada ben de kısa arada mailleri okuma fırsatını buldum. Şimdi maillerden çoğunluğunu zaten aktaracağım. Özellikle hemşirelerden gerçekten mail yağıyor. Saadet Hanım, herhalde sizi buraya gönderdikleri için çok mu memnunlar veya onları biri gerçekten de temsil ediyor diye mutlular mı bilmiyorum ama, mail yağıyor hemşirelerden.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Eğer öyleyse ben,tabi çok mutlu olurum.

BALÇİÇEK PAMİR- Mahmut Bey, şöyle noktalarda sorular var: Demin siz konuşmanızı yaparken 4 bin, 5 bin lira civarında döner sermayeden bahsettiniz. Doktorlar özellikle isyan ediyorlar. Biz hekimiz, kaç yıldır hekimiz, böyle bir döner sermaye görmedik, neredeyse bize söylesin lütfen biz orada çalışacağız.

MAHMUT KAÇAR- Şimdi performans sistemiyle ilgili girişten öyle bir yaklaşım geldi. Şimdi elimizde veriler var. Biz şu anda hekim arkadaşlarımızın almış olduğu performansa dayalı sistem doğrultusunda ele geçen ücretin mutlaka garanti gelir olması gerektiğini, emekliye yansıması gerektiğini, gerek Tam Gün Yasa Tasarısı hazırlanırken, Sağlık Bakanlığıyla yaptığımız İdari Kurul toplantılarında, gerekse daha sonraki süreçlerde Sağlık Komisyonundaki görüşmeler esasında bunu ifade ettik. Önce bu temel yaklaşımımız ifade edelim. Ben performans sistemi başladığı günden bugüne sağlık personelinin gereğiyle ilgili değişimlerle ilgili bir tablo noktasına geleceğim. Şimdi hekim arkadaşlarımızın ortalama ücretleri üzerinden söylüyorum. Yaklaşık olarak performansa dayalı döner sermaye sistemiyle birlikte 2002 yılında ortalama ayda 800 lira alan  bir hekim arkadaşımız, bugün itibariyle bir uzman hekim arkadaşımız ortalama 4 bin 300 lira 2009 ortalaması, pratisyen hekim arkadaşlarımıza da birinci basamakta 1200, ikinci basamakta 1900. Benim burada gelmek istediğim konu şu: Ama hekimin dışı personel arkadaşlarla ilgili çok farklı bir tablo var, sağlık memuru, ebe, hemşire arkadaşlarla ilgili olan tablo. Bazı arkadaşlarımızın 2002 yılında aylık ortalama 250 lira döner sermaye gelirleri varken, bugün bu gelir ortalama 500 lira civarında. Tabi arada bir 8 yıllık bir sağlıkta dönüşüm programı uygulanıyor. Şimdi personelin özellikle bu performans sisteminde hizmetin bir ekip çalışması olduğu gerçeği dikkate alınmadan, özellikle Saadet Hanım’ın da üzerine önemle vurguladığı ortada bir havuz var, herkesin ortak emeğiyle üretilen bir katma değer var, ama bu katma değerin dağılımıyla ilgili bir problem var. Bu da bize şu şekilde yansıyor. Hekim dışı personel döner sermaye tavan oranları belli bir yüzde 150’yle sınırlandırılıyor. Ve bunun yanında da başta birinci basamak sağlık kuruluşları olmak üzere şu anda başta kurumlardaki emsallerinin çok çok altında bir ücret almalarıyla yüzleşiyor. Biliyorsunuz, Hükümetin eşit işe eşit ücret politikası doğrultusunda 2008 yılında yürürlüğe koyduğu 375 sayılı kanun hükmünde kararname var. Bu şu: Döner sermaye almayan kuruluşlarda görev yapan bütün devlet memurlarının unvanlarına göre ek ödemeden faydalanmaları. Sayın Başbakanımızın hatırlayacağınız gibi 2008 Ağustos’ta açıkladığı 103 liradan başlayıp 450 liraya kadar çıkan bir ek ödeme var. Şimdi orada bütün devlet memurları bu ek ödemeden faydalanırken sağlık çalışanları döner sermaye aldıkları gerekçesiyle bu ek ödemeden faydalanmadılar. Sebep? Siz döner sermaye alıyorsunuz, döner sermaye aldığınızdan dolayı sizin eşit işe eşit ücret kapsamında bu ek ödeme alma hakkınız yok. Bu ek ödeme bir sağlık memuru için, bir hemşire için başka kurumlarda çalışan bir hemşire yaklaşık 350 lira civarında bir ek ödemeden istifade ederken, sağlık çalışanları, Sağlık Bakanlığına bağlı kurumlarda görev yapan sağlık personelini bundan mahrum ettiler. Geldiğimiz nokta ne? Birinci basamak sağlık kuruluşlarında şu anda görev yapan sağlık personeli arkadaşlarımızın almış oldukları döner sermaye miktarları, başka kurumlardaki emsallerinin çok çok altında. Şu anda hastanede görev yapan, sağlık ocağında görev yapan bir hemşire arkadaşımızın -itirazı olan arkadaşımız varsa bunu önümdeki Maliyenin resmi rakamlarıyla ifade edebilirim- yaklaşık 1100 ile 1150 lira maaş alıyor. Eğer o ay izin kullandıysa veya rapor kullandıysa hiçbir surette döner sermaye alma imkanı yok.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Kurumlar arasında fark var ayrıca, uygulama farkı var.

MAHMUT KAÇAR- Bizim performans sistemiyle ilgili, evet performans sistemiyle birlikte sağlık çalışanları teşvik edilmiştir, geçmişe göre gelirlerinde hekimler özellikle merkezi bir artış söz konusudur. Ama hekim dışı personelle ilgili bir geriye gidişteki altını çizdiğimiz temel cümle bu. Ve şu anda biz sağlık memuru, ebe, hemşire arkadaşlar için öyle bir noktaya geldik ki, başka kurumlardaki ek ödemeyi talep eder hale geldik. Mesela, bu yıl biz malumunuz iki yıldır Sağlık-Sen’in Türkiye’nin yetkili sendikası ve Hükümetle toplu görüşme masasına oturuyoruz. Bizim geçen yıl toplu görüşme masasında üzerinde önemle durduğumuz en önemli konu, ek ödeme ve döner sermaye gelirlerinin aylık mahsuplaşması. Yani, burada ne demek istiyoruz? Biz döner sermayeden almış olduğumuz miktarlar başka kurumlardaki ek ödemenin altında kalıyor. Ondan dolayı siz bize önce bir ek ödememizi garanti geliri olarak ödeyin, eğer bunun üzerinde bir döner sermaye varsa onu bizimle aylık mahsuplaştırın. Çünkü sistem, vatandaşı merkeze alan bir sistem, ben bunu her yerde çok rahat söyleyebilirim. Vatandaşın sağlıkta dönüşümden memnuniyetin, Cevdet Beyin verdiği rakamlar bana göre doğru rakamlar, çünkü vatandaşın memnun olması için çok sebep var. Daha önce hastanede, şu anda hekim seçme hakkından tutun da 112 hizmetlerinden birinci sınıf…

BALÇİÇEK PAMİR- Şimdi vatandaşa geleceğiz zaten, çünkü çok fazla mail var.

MAHMUT KAÇAR- Ben personel noktasına geleceğim buradan. Ama sağlık personeli, özellikle hekim dışı personel memnuniyeti noktasında sıkıntılarımız var.

BALÇİÇEK PAMİR- Birkaç nokta soracağım size, özellikle maillerde hemşireliği o tarafa soracağım ama, ebelerle ilgili çok fazla mail alıyorum, radyoloji çalışanlarıyla ilgili çok fazla mail alıyorum. Şöyle serzenişte bulunuyorlar: Neredeyse kanser olduk radyoloji çalışanları olarak diyorlar. O ikisini de lütfen dikkate alarak söylerseniz.

MAHMUT KAÇAR- Şimdi performans sistemiyle birlikte hekim dışı personel arkadaşların almış oldukları ücretlerin düşüklüğü ve başka kurumlardaki yapılan iyileştirmelerden dolayı şu anda sağlık personelinin çok ciddi bir mağduriyeti var. Ve sistem maalesef sağlık çalışanlarını merkeze almadığını düşündüğüm bir sistem. Yani, bugün biliyorsunuz meslek hastalıklarından dolayı vefat eden birçok sağlık personeli arkadaşımız var veya mesleki hastalıklardan dolayı uzun süre hastaneye yatmak durumunda olan arkadaşlarımız var. 112’de görev yapan, biz sürekli deriz şoförlük zordur ama, 112’de şoförlük çok daha zordur. 112’de görev yapan bir hekim arkadaşımızın, bir hemşire arkadaşımızın veya bir şoför arkadaşımızın görev başında geçirdiği bir trafik kazasında hastane yattığı sürelerde fiili katkı sunmadığı gerekçesiyle döner sermaye ödemesinden mahrum bırakıldığı bir sistem var. Bütün bunlar üst üste binince, artık hekim dışı personel öyle bir noktaya geldi ki, evet biz bu döner sermaye denildiği zaman sanki çok ciddi ve yüksek rakamlar alan bir yanlış bir yanılgı var, biz başka kurumlardaki ek ödemelere razıyız noktasına gelindi. Ve bu konuyla da geçen yıl Hükümetle yapılan toplu görüşmelerde de özellikle sağlık personelinin döner sermaye ve ek ödemeler aylık mahsuplaştırmasıyla ilgili mutabakat sağlandı. Ama maalesef burada da bir eleştirim olacak, bugüne kadar bir yıldır mutabakat altına alınmış olmasına rağmen bununla ilgili yasal düzenleme yapılmadı. Sağlık çalışanları özveriyle çalışıyor, Türkiye’de 2002 ile 2009 yılı arasında sağlık kuruluşlarına müracaatta üç kat artış var. Bu iş yükümüzün üç kat arttığı anlamı sonucunu ortaya çıkarıyor. Ama sağlık personeli istihdamında malumunuz Türkiye hekim sayısı itibariyle de, hemşire sayısı itibariyle de Avrupa Birliği ülkeleri ortalamasının çok çok gerisinde. Türkiye’de hem bir hekim açığı var, hem hemşire açığı var. Ama bu personel sıkıntısına rağmen çok ciddi anlamda özveriyle çalışan bir sağlık personeli profili var. Ama bunların özellikle performansa dayalı döner sermaye sisteminde tavan oranlarının artırılması, ki bu konuda aslında Sağlık Bakanlığının çok güzel bir çalışması olmuş. Bu tam Gün Yasa Tasarısı taslağı ilk hazırlandığı dönemde hekim dışı personelin döner sermaye tavan oranlarını yüzde 150’den yüzde 200’e yükselten bir düzenleme vardı. Ama Türkiye ne hikmetse Sağlık Bakanlığının uygun gördüğü, olması gerektiğini düşündüğü bir uygulamayı işte ekonomik bazı sebeplerden dolayı Maliye Bakanlığı çok rahat bir şekilde onu çıkarabiliyor. İşte şimdi hekim arkadaşlarımızın, hepimizin itiraz ettiğimiz almış oldukları ücretlerin önemli bir kısmının emekliliğe yansıması ve bunun da döner sermaye gelirlerinden değil -Tabip Odasındaki arkadaşımızın ifade ettiği- bunun genel bütçeden karşılanması. Bu konu da aslında Sağlık Bakanlığının yasa tasarısında vardı, ama bu da Maliyenin tırpanına uğradı. Ama orada hekim arkadaşlarımızı memnun etmese bile, en azından gelirlerin bir kısmını emekliye yansıtacak bir düzenleme varken şu andaki yasada, maalesef hekim dışı personel arkadaşlarımızla ilgili hem döner sermaye tavan oranlarının artırılması çıkarıldı, hem de hiçbir gelirleri, döner sermayenin hiçbir kalemi emekliye yansımadı. Bu ciddi bir mağduriyet…

BALÇİÇEK PAMİR- Şimdi hasta haklarıyla devam etmek istiyorum.

MAHMUT KAÇAR- Radyoloji konusuna geleceğim müsaade ederseniz.

BALÇİÇEK PAMİR- Peki, onu da kısaca alayım; radyoloji, ebeler bir de.

MAHMUT KAÇAR- Şimdi burada Anayasa Mahkemesine bir iptal müracaatı var ve Anayasa Mahkemesi Cumhuriyet Halk Partisinin müracaatında bu radyoloji ortamında çalışan, radyasyon ortamında çalışan sağlık personelinin, daha doğrusu tüm personelin mesai saatlerini 25 saatten 35 saate yükselten düzenlemenin de iptal edilmesi talebi vardı. Ama Anayasa Mahkemesi aslında bana göre iptal etmesi gereken birinci madde bu. Ama maalesef bu konuda bir iptale gitmedi. Şu anda Türkiye’de radyoloji ortamında çalışan arkadaşlarımızın çalışma koşullarıyla ilgili problemler olduğunu hepimiz biliyoruz. Radyoloji ortamında çalışan arkadaşlarımız aslında bizim niçin 35 saate mesai saatlerimiz yükseltiliyor diye bir serzenişleri yok. Bizim çalışma koşullarımızı düzeltin diye talepleri var. Yani, bugün radyasyon ortamında çalışmak, az önce size de gelen mailden de ifade ettiğiniz gibi direkt hayatı riske eden bir alanda çalışıyor bu arkadaşlar. Bu arkadaşların çalışma koşullarıyla ilgili düzenleme yapılmadan, Avrupa Birliği standartları getirilmeden direkt yalnız mesai saatlerini Avrupa Birliği’ne denk getirecek olan bir uygulama ciddi anlamda mağduriyete sebebiyet vermiştir.

Bir de, Tabip Odası arkadaşlarımızdan farklı düşündüğümüz, aldığımız bir notu da ifade etmek istiyorum. Anayasa Mahkemesi 209 sayılı performansa dayalı döner sermaye sisteminin ödenme şeklini belirleyen kanunun maddesinin tümünü iptal etti. Aslında bunun gerekçesini tabii göreceğiz. Gerekçesi, ümit ediyorum bizim talep ettiğimiz hedefe yönelik bir gerekçe olsun. Yani, sağlık personelinin tümüm döner sermaye gelirlerinin emekli keseneğine yansıtacağı ve garanti gelir oranının yüksek olacağı, performans gelirinin daha düşük oranda tutulacağı bir yasa hazırlanması gerektiği gerekçesi olsun. Onun için biz bu 209 sayılı kanunun iptal edilmesini çok önemli bir fırsat olarak değerlendiriyoruz. Ve bu fırsatı…

ZEKİ SADUNOĞLU- Burada farklı…

MAHMUT KAÇAR- Ona geleceğim. Bunu bir fırsata dönüştürülerek bütün bu mağduriyetlerin ve taleplerin yer aldığı yeni bir yasayla çok yol alınabilir.

Farklı düşündüğümüz konu şu: Şu anda özel muayenehanecilikle ilgili tartıştığımız konu veya öğretim görevlilerinin serbest çalışmalarını engelleyen hükmün iptali noktasında koparılan fırtınalar Türkiye’de 4500 kişiyi ilgilendiren bir konu olduğunu düşünüyorum.

BALÇİÇEK PAMİR- Demin sordum ama değil dediler farkındaysanız.

MAHMUT KAÇAR- Bu konuda Tabip Odasından farklı düşünüyorum. Evet, niçin 4500 kişi? Şu anda Türkiye’de Sağlık Bakanlığına bağlı kurum ve kuruluşlarda…

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Bu kadar fırtınanın anlamı…

MAHMUT KAÇAR- Bir saniye, şunu ifade edeyim…

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Üstelik ortada bir yargı kararı var, yargı demiş ki bu Anayasaya aykırı.

MAHMUT KAÇAR- Şimdi hukuk hepimizi bağlar, ama katılırız-katılmayız, o her kurumun kendi taktiridir.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Anayasa Mahkemesinin kararı, mesela radyolojiyle ilgili kararı bizi de evet tatmin etmedi, ama Anayasaya aykırı bir durum varsa bu nasıl savunulabilir, bu mümkün mü?

MAHMUT KAÇAR- Şunu ifade edeyim: Şu anda Sağlık Bakanlığına bağlı kurum ve kuruluşlarda hekimlerimizin yüzde 86’sı, ki verilen verilerde zannediyorum yüzde 88’i ş şu anda zaten tam günle çalışıyor. Şu anda yüzde 12’lik bir kesimin özel muayenehanesi var ve öğretim görevlileri. Şimdi öğretim görevlilerinin özel muayenehane açmasını sağlayacak. Yani, millet adına karar veren bir yargı organının bana göre milletin mağduriyetine sebebiyet verebilecek olan bu karar Türkiye’de belli bir kesime özel imkan sağlamıştır.

Şimdi öğretim görevlilerinin biz asli görevlerinin mutlaka hastane olması gerektiğini söylüyoruz ve öğretim görevlilerinin bir önemli görevinin de eğitim hizmetleri olduğunu söylüyoruz. Şimdi biz şunu tartışalım: Öğretim görevlilerine özel muayene açma hakkı vermekle birlikte çok güzel bir düzenleme yapılmıştır, bu öğretim görevlilerinin önü açılmıştır gibi bir yaklaşım yerine, bu arkadaşlarımızı üniversite hastanelerinde ve eğitim birimlerinde tutmaya yönelik olarak nasıl bir yasal düzenleme yapalım ki bu arkadaşlar asli görevlerini yapabilsinler diye düşünüyorum.

BALÇİÇEK PAMİR- Çok kısa cevap alacağım, hasta haklarına dönmek istiyorum.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Bu Türk Tabipleri Birliği’nin görüşlerine yönelik eleştiriler olduğu için, bakın, öğretim üyelerinin, sağlık bakanlığında çalışan hekimlerin, kamuda çalışan hekimlerin tam süre çalışmasını baştan da söyledim biz kendimiz de savunuyoruz, bunun için tasarı hazırladık. Ama bakın siz sendikacısınız, bir hak alınıyor çalışanın elinden ve bunun karşılığında bir şey verilmiyor. Yargı da bunu yanlış buluyor, gerekçesini sonra göreceğiz.

MAHMUT KAÇAR- Bunu söylüyoruz, 209 sayılı yasada düzenleme yapılmalı.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Tam günle ilgili de, böyle bir şey olur mu? Siz çalışanlarınızın, hekimler sizin de üyeniz.

MAHMUT KAÇAR- Elbette ki.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Evet, yüzde 88’i bugün Sağlık Bakanlığından verilen rakamlar yüzde 88’i…

MAHMUT KAÇAR- En az Türk Tabipler Birliği kadar da üyemiz var onu söyleyeyim hekim olarak.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Onu bilemiyorum, o kadar var mı?

Yüzde 88’i zaten tam gün çalışıyor deniliyor, ama o yüzde 88 de karşı. Çünkü, Ali Bey de bahsetti, 78’de Tam Gün çıkarıldığında sadece hekimlere değil, Saadet Hanım daha iyi bilir, bütün sağlık çalışanlarına tazminat verildi. Buyurun bütün sağlık çalışanlarına tazminat verin, emekliliğe yansıyacak şekilde tazminat verin beraber tam süre çalışalım, hep birlikte. Biz buna karşı çıkmıyoruz. Ama bir hakkı elinden alıp yerine bir şey koymadığınız zaman, kusura bakmayın yani, bir sendikacısınız siz…

MAHMUT KAÇAR- Bakın ben şunu söylüyorum…

BALÇİÇEK PAMİR- Ben Hasta Haklarıyla devam etmek zorundayım.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Sendikacısınız, sendikacılar bir hakkın ortadan kaldırılmasını savunamaz yani, yapmayın bunu. Elinden bir hak alınıyor çalışanın…

MAHMUT KAÇAR- Özel muayenehaneciliği hekimin bir hakkı olarak gördüğünüz zaman farklı bakarsınız, ben özel muayenehanecinin hekimin bir hakkı olduğunu düşünmüyorum. Hekimin sağlık kuruluşlarında bir saniye tamamlayayım isterseniz.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Tabi tabi, tamamlayın.

MAHMUT KAÇAR- Kamuda, gerek üniversite hastanelerinde, gerekse Sağlık Bakanlığında almış olduğu ücretin, döner sermaye gelirlerinin tümünün emekliye yansıtıldığı, garanti gelirinin mutlaka temel ücretin yüzde 75’ini karşıladığı, performansın yüzde 2-25’le sınırlandırıldığı ve hak ettiği ücreti aldığı bir sistemin hakkı olduğunu düşünüyorum. Bu konuyu da bir ayıralım.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Buna bir itirazımız yok.

MAHMUT KAÇAR- Ama siz şunu söylüyorsunuz, siz diyorsunuz ki…

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Hayır, buna bir itirazımız yok, şuna itiraz ediyoruz: Bir hak alınıyor bu tazmin edilmiyor. Bunu ben niye karşı çıkmayayım.

MAHMUT KAÇAR- Osman Bey, şimdi özel muayenehaneciliği hak olarak değerlendiriyorsunuz.

BALÇİÇEK PAMİR- Ama bu tartışma bir yere gitmez. Zaten iki yarı fikir gerçekten bir yere varamayız. Hasta haklarıyla devam edelim, şöyle ki çok fazla mail vardı.

MAHMUT KAÇAR- Bir müsaadenizi alırsam şunu söyleyeyim.

BALÇİÇEK PAMİR- Yok yok, hayır Mahmut Bey, buraya devam etmem lazım. Şöyle ki bir aspirin reçetesi için 2 lira katkı payı ödedim diyen var. Alerjik astımı olanların alerji aşılarının parasını asla devlet ödemiyor diyen var. Devam ediyorum birazcık, lösemi hastasıyım, üniversitede paralı tedavi oluyorum, bunların isimleri, her şeyi, yaşadıkları şehirler her şey ortada. Ölümcül hastalığı olanlardan para alınmasını çok fazla eleştiren izleyicilerimiz var. Engelli çocuklarına sağlık kurulu raporu almak için her poliklinikten her girişte ücreti 15 lirayı ödemekten şikayetçi olan insanlar var. Özel hastanede mesela bir göz anjiyosu olmuş bir izleyicimiz. İlaç tutarı 1,900 milyon tutmuş, devlet memuruyum diyor 23 lira verdi bana devlet diyor bunun karşılığında. Şimdi bunlar izleyicilerden toparlayabildiğim kadar şikayetler. Ama eminim ki  siz daha ciddilerini anlatacaksınız buyurun.

ZEKİ SADUNOĞLU- Şimdi Sayın Pamir, tabi bütün arkadaşlarımız konuştu. Tabipler müşteki, hemşireler müşteki diğer sağlık çalışanları yine müşteki. Şimdi 3 müşteki grubun baktığı hastalar da bizim. Biz arzu ederiz ki bizim hastalarımıza mutlu, hakları verilmiş olan doktorlar baksın, biz arzu ederiz ki hastalarımızı tedavi eden hemşireler mutlu olsun, haklarını almış olsun, biz arzu ederiz ki tüm çalışanlar önce kendi haklarını almış olsun, sonra da bizim hastalarımıza bakmış olsun. Ama görünen o ki manzara çok hoş değil. Ama ben şunu söylemek istiyorum, benim hastam tıp fakültesine gittiği zaman profesöre muayene olmak istediği zaman 200-300 milyon ödemek zorunda kalmamalı. Ve benim vatandaşım, parası olmayan vatandaşım da bu hizmete erişebilmeli. İşte bu ancak Tam Gün Yasasıyla mümkün olabilmiştir diye düşünüyorum, bu sebeple Tam Gün Yasasını savunuyoruz biz. İkinci; benim hastam doktora gittiği zaman işte bizim asıl hastalarımızın en büyük şikayeti şudur: Güler yüzle karşılanmak ister. Fakat devlet hastanelerinde çalışan doktorlarımız ne yazık ki söylüyorum ki ben kurul üyesiyim, o kurula gelen şikayetlerin yüzde 80’i de bu şekilde geliyor, yani kafasını kaldırıp da şöyle ya hoş geldiniz ya da geçmiş olsun tabirini bile fazla gören ne yazık ki hekimlerimiz vardır. Ve ben şunu soruyorum diyorum ki siz özel bir hastanede çalışıyor olsa idiniz hastayı nasıl karşılardınız? Sizden başka bir talebimiz yok. Yani ben bir hekimin tıbbı müdahalesinin doğru olup olmadığını asla tartışmıyorum. Ve hiç şüphem yok ki en doğrusunu yapıyordur. Ancak ben diyorum ki hekim hastamı da insan gibi karşılayabilmelidir. Ama bunun için de doğrudur, hekimin de sağlık çalışanlarının da haklarının verilmesi gerektiğine inanıyorum. Şimdi tabi o katkı payları yasanın öngördüğü kurullardır onu söyleyeyim, yani yasayla belirlenmiş olan haklardır.

BALÇİÇEK PAMİR- Nasıl? Yani bir engelli mesela çocuğuna sağlık kurulu raporu almak için her polikliniğe gidişinde para mı vermesi gerekiyor? Demin Sayın Erdöl dedi ki 18 yaşın altındakiler için para alınmayacak, yani bunu sizin aslında…

ZEKİ SADUNOĞLU- Sağlık raporu alımında bir ücret alınıyor, istisnai olarak alınıyor devlet hastanelerinde. Sadece sağlık kurulu raporları için alınıyor, diğer hizmetlerde alınmıyor, onu söyleyeyim. Sayın Ali Bey’in mesela şu sevk zinciri meselesi. Mesela doktorlarımızın en büyük şikayeti, örneğin hastaların doğrudan doğruya kendilerine gelmesi. Dolayısıyla mutlaka setlerin kurulması gerektiği yönündeydi. Fakat şu anda Tabipler Birliği diyor ki biz aile hekimliğine karşıyız diyor. Peki aile hekimliğine karşı olduğunuz zaman bu sevk zincirini nasıl önleyeceksiniz?

DR. OSMAN ÖZTÜRK- 224 Sayılı Yasa var, sağlık ocaklarında o yasanın içinde sevk zinciri var zaten, uygulanması gerekiyor, aile hekimliği olması gerekmiyor.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Üstelik orada ekip de var.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Tabi, hepsi var orada, 224 Sayılı Yasada var.

ZEKİ SADUNOĞLU- Bakınız milletvekilimiz Sayın Ali Bey diyor ki işte bu aile hekimliği yüzünden sevk zinciri engellendiği için bazı hastanelerin şikayetleri var. Tam aksine, bugün benim görev yaptığım Bakırköy Eğitim ve Araştırma Hastanesinde anormal ciddi hasta yığılmaları söz konusudur, ciddi yığılmalar söz konusudur. Ve doktorların tek şikayeti mutlaka bir sevk zinciri kurulmalı, hakikaten hasta olanların ya da hastalık derecesine göre bize hastaların gelmesi gerekliliğidir. Fakat buna da karşı çıkıldığını görüyorum. Dolayısıyla yani benim hastam…

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Sevk zincirine kesinlikle karşı çıkmıyoruz, öyle değil.

ZEKİ SADUNOĞLU- Bu anlam çıkıyor, yani sonuç itibariyle bunlar çıkıyor.

Şimdi bakınız, efendim işte sağlık primi ödemediği halde yine de savunulmalı ya da bu bakılmalı. Şimdi yasaların belirlediği kurallar var, ben bir hukuk adamıyım, ben avukatım. Şimdi sağlık primini hasta ödemiyor zaten, sigorta primlerini işveren ödüyor. BAĞ-KUR’larda doğrudur kendisi ödüyor ama, diğer işçilerin, sağlık primi…

DR. OSMAN ÖZTÜRK- İşçiden ödenen para, işçiden ödenen payda mı…

ZEKİ SADUNOĞLU- Efendim, primi işveren ödüyor. Ve işveren bu primi de ödemek durumundadır, ödemek zorundadır daha doğrusu.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Zeki Bey, ücreti de işçiler ödüyor yani.

ZEKİ SADUNOĞLU- Ödemediği bir prim sebebiyle, ama bakın yasaların belirlediği kurallar vardır. Yani bir şeyi savunurken ne pahasına olursa olsun değil, hiç şüphesiz hastamızın yanında olacağız, ama yasaların belirlediği kuralları da çiğneyelim, buna rağmen biz karşı çıkalım zihniyetine de karşıyız, ben onu ifade etmek istiyorum.

BALÇİÇEK PAMİR- Peki. Şimdi buyurun hemşire unvanıyla ilgili çok fazla soru geliyor, özellikle vekil hemşirelerle ilgili sorular geliyor.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Unvanla ilgili soruyu anlamadım yalnız.

BALÇİÇEK PAMİR- Unvan verilmesiyle alakalı sanırım bir teknik problemler yaşanıyor.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Erkeklerin mi acaba?

BALÇİÇEK PAMİR- Olabilir.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Öyle yorumlayalım eğer oysa, evet.

BALÇİÇEK PAMİR- Buyurun.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Bu kadar mı sorular?

BALÇİÇEK PAMİR- Şimdi bu kadar.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Şimdi bu vekil hemşirelik meselesi, hemşire istihdamının modellerinden bir tanesi. Bir tek tip model vardı, o da 657 A, 4A idi. Yani devlet güvencesinde çalışır insanlar, çok büyük, Anayasa kapsamında suçlar işlemediği sürece, büyük hatalar yapmadığı sürece yönetmeliklerde falan işine son verilemez. O güvenceli kadro. Ondan sonra yavaş yavaş bu 4B çıktı, sözleşmeli kadro. Sağlıklı dönüşüm programıyla bağlantılı, onu izleyerek çıktı. Çünkü devlette bir küçülme, kadroların maliyeler tarafından bu güvenceli kadroların azaltılması söz konusu. Sonra onu daha da acımasız, daha da fena bir kadro, hatta TEKEL işçilerinin uzun dönem grevlerine neden olan 4C kadrosu var, o konuda çalıştılar. Ayrıca hemşireler, temizlik firmalarında taşeron olarak özellikle üniversite hastanelerinde çalıştırdılar ve devam, biz soruyoruz üniversitelere, bir kısmından cevap geldi, hepsinden cevap alamadık, ilginç veri toplayamıyoruz bu ülkede, çok ciddi bir sorun var. Bir de vekil hemşirelik meselesi var. Bu da nedir? Efendim işte ihtiyaç olan bölgelerde kadro yok, o da o bölgede yaşıyor. O halde orada ama diploması hemşire olacak, biz önce bunu yanlış anlamıştık, yani birisi hemşirenin yaptığı işlere vekalet mi edecek diye, hayır. Diploması hemşire, diplomasi ebe, ama vekaleten bu işe girecek. Şimdi bu son dönem olan, yaşanan 1-2 ay içerisinde yaşanan bir olayı anlatmak istiyorum. KPSS sınavlarında yapıldı, bu 4B’ler çıkartıldı Sağlık Bakanlığı tarafından. Bu vekil hemşirelere vaat edilmiş bir şey var, çalışın bir süre sonra sizi 4B’ye alacağız. 4B’ler çıktı ortaya bizim derneğimize de elektronik posta aracılığıyla çok bilgi geliyor. Vekil hemşire olarak kaldık, birçoğu da lisans mezunu, meslek lisesi mezunlarını 4B’ye atadılar, şimdi bunu nasıl yorumluyorsunuz? Lisanslının 8’in 1’inden atanırken bir 100 lira ya da 150 lira daha fazla gidiyor maliyeden ya da sistemden, hangi havuzdan çıkacaksa para. Ama meslek liseli 13’ün 2’sinden atandığı için ve 3’ündan atanıyor, hangisi atanıyor? 13’ün 2’si olabilir.

MAHMUT KAÇAR- Doğru, 13’ün 3’ü.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Atandığı için daha düşük maaş alıyor. O zaman ucuz emek bakın burada hemen gidiyor. Şimdi bu vekalet meselesi güvencesiz, dehşet bir şey. Ve insanlar şaşkın durumdalar burada. Bunu genel olarak bu başlık altında tartışalım. Sürekli olması gereken bir hizmeti yürüten insanların güvenceli sistemler içerisinde çalıştırılmaları gerekir. Bugün işime son verilecek, yan bastın, şöyle oldu, öyle şeyler yaşandı ki bu sistemde, hemşire hemşireyi tehdit, mesela 4C’liye eğer benim dediğimi yapmazsan şu kadar saat çalışmazsan, nöbete kalmazsan, çok konuşursan sen, ben senin sözleşmeni sonlandırırım. Düşünebiliyor musunuz tehdit dozunu. Şimdi bu istihdamda bu sistem hakikaten bu özelleşmeyle birlikte, devletin küçülmesiyle birlikte sağlık sektörüyle bağlantılı olarak söylüyorum, bu yapıyı meydana getirmiştir. Bu yapının özel hastanelerde ayrı türlü bir istismarı söz konusudur ki emeğin sömürüsü açısından anlatmak…

BALÇİÇEK PAMİR- Ne gibi?

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Az ücret, çok uzun çalıştırmalar söz konusudur. Ve öyledir ki, söylemler de şöyledir: Bu Gazap Üzümleri’ne ta dayanır, meşhur o romanın John Steinbeck’in. Yani sen yapmıyorsan, o patatesi o tarlada toplamak istemiyorsan patates karşılığı, ben hiçbir şey vermeden de sadece orada bir süre barınıp bir öğün patates yemek üzere adam barındırırım anlayışı, burada sen çalışmazsan eğer, benim verdiğim 100 lirayı beğenmiyorsan 75’i beğenecek olan insan kapıda bekliyor anlayışı var. Şimdi bunu böyle bırakılım ve bunun mutlaka çözülmesi gerekiyor.

BALÇİÇEK PAMİR- Zeki Bey’in eleştirilerine katılıyor musunuz? Özellikle hastaların gelip herhalde sağlık personelini kastetti.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Gülümsemeyi mi?

BALÇİÇEK PAMİR- Evet, gülümsemekten tutun da hani…

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Şimdi bakın gülümseme konusunda haklılar. Şimdi şöyle bakılabilir meseleye…

BALÇİÇEK PAMİR- Şimdi gelen hasta, ne olursa olsun başka bir ruh hali içinde.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Tabi ki tabi ki. Yani buna gelen müşteri haklıdır üzerinden değil, gelen insandır ve problemli bir insandır.

BALÇİÇEK PAMİR- Evet ve bir rahatsızlığı vardır.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Yani mevcut olan denge sarsılmış ve korkunç bir de endişe vardır. Yaşamla ilgili sorunları baş göstermiştir. Şimdi burada şöyle bir sorun var, şahsi düşüncem bu.

BALÇİÇEK PAMİR- Buyurun.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- İnsan mesleğini icra ederken çok mutsuz olabilir, bu mesleği hiç sevmeyebilir, bütün meslekler için bu geçerli, ben hemşirelik için söylüyorum. Ama icra etmeyi kabul ettiği sürece, bu akit içerisinde olduğu sürece insana insanca davranmak zorundadır, bir. Ama bu davranışını engelleyecek koşullar varsa ki var, onları da özgürce dile getirmelidir. Türkiye’deki en büyük sorun insanlar korkuyorlar. E-postalarımıza hemşirelerden dünyalarca şikayet geliyor. Ve biz diyoruz onlara, peki bu şikayetinizi şimdi bizim bakanlığa mış mış diye anlatamayız, bizim bunu ilgi tutup göndermemiz lazım. Şimdi 5 yıllık deneyimim var benim Türkiye Hemşireler Derneği Yönetim Kurulunda, şimdiye kadar 4 tane hemşire çıktı, adımı, soyadımı verin, adresimi verin, evet ben şikayetçiyim yazacağınız yazıya benim dilekçemi ek tutun diye, öbürleri beni saklayın, söylemeyin…

BALÇİÇEK PAMİR- Neden, neden korkuyorlar, cezalandırılıyorlar mı ki?

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Korku, herhalde kurum içerisinde yıldırma harekatı başlıyor. Hani o İngilizce ne diyorlar ona?

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Mobbing.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Mobbing, ama yani bu yıldırma demek herhalde karşılamıyormuş,

BALÇİÇEK PAMİR- Bir tür taciz, evet.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Ama yıldırma güzel bir  ifade. Yani açık gizli bir yıldırma ve bunu, yakaladıkları o küçük mevzileri bile kaybetmek istemiyorlar, insanlar korkuyorlar bu sistemde. Bunu açık açık ifade etmek lazım. Sayın Erdöl’ün hassasiyetlerine katılıyorum, onunla da birlikte yasamız konusunda çalışmalarımız oldu. Gerçekten çok zarif, birlikte çalışılabilecek bir değerli üye. Ancak bu tip oturumlarda her zaman bir dinleyici olarak şu sıkıntıyı çok yaşadım: Şunlar apaçık söylense, artık gizlenmese, açık ifade edilse ve onun için burada ben bu oturumda bu rahatlığı açıkçası çok buldum, çok teşekkür ediyorum bu programa, bunu böyle söylemek istiyorum.

BALÇİÇEK PAMİR- Biz teşekkür ediyoruz.

ZEKİ SADUNOĞLU- Teşekkür ediyorum size de. Şöyle ilave etmek istiyorum, bakın bir hastamızın ilginç bir tespiti, dedi ki ben hastane avlusuna girdiğim andan itibaren strese giriyorum dedi.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Ben de.

BALÇİÇEK PAMİR- Herkes giriyor, kimse girmek istemez.

ZEKİ SADUNOĞLU- İşte bakın hastanın mutlaka bu stresten kurtulması lazım.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Zeki Bey, sözünüzü kesmemek için şey yapmadım, ama bakın Zeki Bey’in söylediği tabi ki çok haklı. Hasta geldiği zaman güler yüz ister. Ama siz baştan gelen maillerde de okudunuz, 80 hasta, 100 hasta, 130 hasta, bir insan, günde bir hekim dünyanın neresinde 130 hastaya güler yüzle bakıyor, bırakın güler yüzü…

ZEKİ SADUNOĞLU- Çok istisnai o, çok istisnai.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Hiç istisna değil.

ZEKİ SADUNOĞLU- Hayır hayır, bugün Bakırköy Devlet Hastanesinde ortalama 60, 40 ile 60 arasında.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Hangi polikliniklerde?

ZEKİ SADUNOĞLU- Tüm kliniklerde.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Bana bir bu konuda küçük saptama iznini verir misiniz?

ZEKİ SADUNOĞLU- Hatta bazı kliniklerde 30’dan fazla bakmayan doktorlarımız var. Ben 30’dan fazla bakmam diyenler de var.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Ben size Okmeydanı’nı söyleyeyim, Şişli’yi söyleyeyim, Haydarpaşa’yı söyleyeyim, yani 5 dakikada bir randevu veriyor sistem zaten…

ZEKİ SADUNOĞLU- O çok istisnai.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Ama beklediğimiz ne biliyor musunuz? Benim şahsen beklediğim, hemşirelerden beklediğim, sağlık çalışanları da hekim de çok baskı altında hakikaten. Gir çık, gir çık insan ilk 5 dakikasında problemi anlayacak reçetesini yazacak sevk edecek falan. Şimdi bu hakikaten korkunç bir şey. Bu niye böyle oluyor, bunu ayrıca bir tartışmak gerekiyor, başka bir oturumla eğer olursa ne güzel olur. Ama hekimden de, hemşireden de ve diğer sağlık çalışanlarından da şunu beklemek gerekir: Böyle çalışılmaz, diyecek sesini duyuracak. Bakınız bir dönem bunu birçok oturumda dile getirmiştim. İstanbul’da bir hastanede, hastaların, Türk hastaların böbreklerini alıyorlar, İsrail’den gelen hastalara takıyorlardı. Bu yıllar önce yani 10 içerisinde belki oldu. Başhemşiresi oranın, yapan hekim belli, ne olduğu belli, her şey belli. Orada başhemşireye soruyorlar siz bu işi biliyor muydunuz diyorlar, benim pek haberim olmadı, benim haberim olmadı diyor. Şimdi bu olmaz. Siz diyeceksiniz ki bu koşullar altında ben, eğer beni günde 24 saat çalıştırırsanız, bu ücretle çalıştırırsanız, bu hasta yığınlarıyla bir kere ben sağlıksızlaşır ve güvenli hizmet veremem. O halde bu yatağı açmamalısınız, bu birimi açmamalısınız. Hemşire söz sahibi değildir. Hekimin ve hemşirenin, çünkü bunlar sektörün sayıca en fazla olan insanları. 24 saat ışıklar hastanede yanıyorsa, o ışığın altında en fazla çalışan gece vardiyalarında hemşiredir.

BALÇİÇEK PAMİR- Bu arada biz konuşurken Tam Gün Yasasına ilişkin Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararı yayınlanmış.

ZEKİ SADUNOĞLU- Öyle mi?

BALÇİÇEK PAMİR- Evet, şimdi reklam arasında ona bir göz atar, onun üzerine konuşuruz diye düşündüm.

ZEKİ SADUNOĞLU- Çok iyi olur, çok çok iyi olur.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Sonra ben biraz daha konuşabilir miyim, çünkü anlatmak istediklerim var, devam edebilir miyim?

BALÇİÇEK PAMİR- Peki anlatın onları, çünkü ondan sonrasında Ankara’ya dönmek zorundayım, Ali Bey tekrar unuttunuz bizi diyecek herhalde diye düşünüyorum.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Ali Bey, beni bağışlasın, ben de burada unutulmuş gibi oldum.

Şimdi  hemşirelikle ilgili devam etmek istiyorum bu sistem içerisinde. Şimdi biz Kamu Hastaneleri Birlikleri Kanun Tasarısına da özü itibariyle karşıyız, yaklaşımı itibariyle karşıyız. Ama öyle bir noktaya geldik ki, öyle bir noktaya getiriliyoruz ki yani madem bu gidecek geçecek, bakın ne kadar sıkışmışlıktır bu. Peki niçin bizi bu Kamu Hastaneleri Birliği Kanun Tasarısında hemşirelik hizmetleri yönetimi olarak yok ettiniz? Dünyanın bütün tedavi hizmeti veren kurumlarında hemşirelik hizmetlerinin müdürlükleri ya da direktörlükleri neyse ya da başhemşirelikler vardır. Bu Kamu Hastaneleri Birliği Kanun Tasarısına baktığınız zaman ne o hastaneyi yöneten heyetin içerisinde, ne hastanenin hemşirelik hizmetlerinin yönetilmesinde hemşirenin adını göremezsiniz bitti. Bir hemşirelik kanunu çıktı sağ olsun Sağlık Bakanlığı ve Hükümet ve…

BALÇİÇEK PAMİR- Ama yönetmelikler çıkmadı galiba değil mi?

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Yönetmelik de çıktı, rehberler çıkmadı. Çıkmış olması da bir şey ifade etmedi, çünkü hayata geçiremiyoruz bir türlü. Şimdi bu da çok önemli, yani kadük olacak, durduğu yerde işlemez hale gelen bir yasa, hayatiyetini kaybediyor gün ve gün. Şimdi buradan silindik, ama ayrı bir oturumda niçin Kamu Hastaneleri Birliği Kanun Tasarısını istemiyoruz o ayrı bir konu. Ama bunun içerisinde madem olacaksa eğer, neden hemşirelik hizmetleri, bakım hizmetleri adı altında geçiyor. Bakım hizmetleri dendiği zaman da kendileri de ifade ediyorlar açık biçimde. Çünkü biz Meclis’teki komisyon tartışmalarına da girdik. Orada bir başka sağlık meslek grubu da tutacak benim bakım hizmetlerimi ki en önemli hizmetler hemşirelik bakım hizmetleri, benim hizmetimi mi yönetecek, bu çok ilginç bir şey. Aile hekimliği yönetmeliğine özden karşıyız, aile hekimliğine 224 Sayılı Yasa dedi sayın TTB yetkilisi, Peki nedir bu? Sağlık hizmetlerinin sosyalleştirilmesi yasasıdır. Ben bu yaşıma geldim, daha hala hiçbir yetkili bir gün bir konuşmasında niçin bu sağlık ocakları çalışmadı, çalıştırılmıyor, çalışmaz hale geldi demiyor. Niye çalışmaz hale geldi, bu niye açıklanmıyor, çalışıyordu, müthiş bir ekip vardı burada…

ZEKİ SADUNOĞLU- İlaveten bakın çok önemli bir şeyi vurguladınız. Bakınız, gece sadece biliyorsunuz devlet hastanelerinin acil servisleri açık. En ufak rahatsızlığı olanlar dahi acilmiş gibi acil servise gider ve acil servislerde başvurusu sayısı 1000’lerin üstüne çıkıyor. Ve acil hizmet görmesi gereken hasta yerine hiçbir aciliyeti olmayan kişiler o servisi meşgul ediyor.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Evet, doğru.

ZEKİ SADUNOĞLU- İşte o zaman diyoruz ki biz de sizi destekliyoruz, mutlaka sağlık ocaklarımız gerektiğinde gece nöbeti tutmalıdır, mutlaka bir şekilde sisteme dahil edilmelidir.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Sağlık ocakları bir çalışsın, sonra gece…

ZEKİ SADUNOĞLU- Yani sırf iğne yaptırmak için acil servise gitmemelidir diye düşünüyorum.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Önce sağlık ocaklarını ayakta tutalım, sonra nöbet tutsunlar. Önce sağlık ocaklarını tutalım, gidiyorlar, sağlık ocakları gidiyor Zeki Bey, Kasım ayında…

ZEKİ SADUNOĞLU- Gitmemeli, tam aksine sistemin içende olmalı ve mutlaka gece nöbeti dahi tutmalıdır diye düşünüyorum.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Evet, tabi.

Şimdi Koçar Bey beni çok provoke ediyor konuşmalarıyla, şu anlamda…

BALÇİÇEK PAMİR- Mahmut Kaçar Bey.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Pardon, benim isimle ilgili sorumlarım var, çok özür diliyorum.

MAHMUT KAÇAR- Önemli değil, kurumu unutmayın isim önemli değil.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Yok yok, Sağlık-Sen.

Şimdi emek üzerinde durdunuz, emek çok önemli, yüce bir değer. Bunu göremediğimiz zaman, buna arkamızı döndüğümüz zaman dünya kriz yaşıyor.

MAHMUT KAÇAR- Doğrudur.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Değil mi? Muazzam bir kriz yaşanıyor. Şimdi siz de bunu bir şekilde ama bunu performansla bağlantılı olarak dile getirdiniz ona tabi ki ben bütünüyle karşıyım. Ama emeği yüceltmenizi, tabi ki yapacak hiçbir şey yoktur, sizin elinizi sıkarım. Ama, benim bildiğim sendikalar işte bu emeği yüceltmek, hakkını vermek, emeği sarf eden insanların çalışma koşullarının insanca koşullar olmasının kavgasını vermek, değil mi?

MAHMUT KAÇAR- Doğrudur, evet.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Ve üretimden gelen bu güçlerinin de ücret olarak insanca yaşamaları için karşılığını almalarını sağlamak üzere sendikalar vardır. Bu bağlamda döner sermaye meselesinde verdiğiniz mücadeleye sağ olun, var olun yapmanız gereken budur. Ama Sayın Sağlık-Sen, sizin hemşirelik eğitiminin gidişatına müdahaledeki işiniz nedir? Sağlık-Sen, şimdi bakınız Türkiye’de…

MAHMUT KAÇAR-Sorun evet, açın konuyu.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Şimdi Türkiye’de perişan edilmiştir hemşirelik eğitimi. Türkiye’de 3 tip hemşire okulundan mezun olan insan vardır, daha fazlası var da ana hattını söyleyeyim. Bir; meslek liseleri vardır, 8 yıllık eğitim üzerine 4 yıldır. 4 yılın yüzde 60’ı meslek dersleridir, yüzde 40’ı lise  dersleridir. Yani bugün Türkiye’de 90 bin civarında meslek lisesi mezunu olup hemşire unvanı almış insanın hemşire olmak üzere, hemşire olarak iş yapmak üzere altyapısının yüzde 60’ı ancak hemşire yapmıştır onu. Yani 2 yıl 2 aylık bir eğitimdir, gerisi  lise dersleridir; bir.

İki; lise üzerine 2 yıllık programlar vardı üniversitelere bağlı ön lisans programları, kapatıldı. 1960’dan bu yana kesin olarak, bir küçük arka geçmişi var 50’li yıllara dayalı, bugüne kadar da lisans programları var. Şimdi lisans programları 1995 senesinde yüksek sağlık şurasında alınan kararlarla artık hemşirelik eğitimi üniversitede yapılacak ve lisans düzeyinde yapılacak kararı alındı. Okullar açıldı açıldı açıldı, tabii Türkiye’de hiçbir zaman insanlar gelmekte olanı görüp ona göre önceden hazırlanmadıkları için birdenbire çok okul açıldı. Tabii altyapısı bozuk, eğitim kadrosu bozuk, ama okul sayıları var. Bugün 85 tane lisans düzeyinde eğitim veren, yani lise üzerine dört yıl.

Üniversite sınavlarına girecek belli puanlar kazanacak, lisans eğitimi alacak. Bunların bir kısmı da fakülte oldu, sağlık bilimleri fakültesinde hemşirelik bölümü oldu. 1980’li yılların sonuna doğru meslektaşlarım, bakın ben de bir hemşireyim, meslektaşlarımın taleplerinde emeğe müdahale eden her olaya karşı çıktım, çünkü benim hedefim ne olursa olsun onları kucaklayarak bir yanlış üzerinden, bir değerin çürütülmesi üzerinden kucaklamak değildir: Yani, gelin bize, bizimle olun, sayımız çoğalsın, ama eğitim de yok olsun.

Şimdi nedir mesele? 80’li yılların sonuna doğru bir açık öğretim meselesi oldu, kimlere? Meslek lisesi mezunu hemşirelikten mezun olanlara. Açık öğretim, daha dünyada adı bazı yerlerde geçer, geçtiği yerlerde de kuralları çok sıkı olan, geçenin, içinden geçtiğim programla iftihar ediyorum dediği ve lisans programından geçenin de evet hak etmiştir bu programdan geçmeyi dediği ciddi programlar. Türkiye’de televizyondan eğitim oldu.

BALÇİÇEK PAMİR- Evet, biliyoruz zaten.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Onu biliyorsunuz.

Ondan sonra bu meslektaşlarımız arkasından lisans tamamlamak istediler. Bu seneye kadar YÖK buna karşı çıktı. Çünkü, bu hemşirelik eğitiminde olabilecek bir eğitim değildir. Ama şimdi Sağlık-Sen, Türk Sağlık-Sen, SES, çünkü sendikalar bu alanı müthiş bir üye kazanma…

BALÇİÇEK PAMİR- Peki, ne diyor Sağlık-Sen?

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Diyor ki, şimdi bakın şöyle…

BALÇİÇEK PAMİR- Net söyleyin.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Hemen söyleyelim. 1980’li yılların sonunda bu programdan geçenlere toplumsal uzlaşma adına Türk Hemşireler Derneği olarak dedik ki, madem bu ön lisans açık öğretimden geçtiler, bitsin bu rahatsızlık, son lisansı tamamlasınlar ve bu iş bitsin ve böyle anlaştık. Ama şimdi şu anda Türkiye’de okuyan ve bu yıl alınacak ve gelecek yıl alınacaklarla birlikte meslek liselerine, en az 50 bin hemşire aday meslek lisesi mezunu, sadece meslek lisesi mezunu. Açık öğretimle, uzaktan eğitimle bana ön lisans aç, yine uzaktan eğitimle lisans tamamlat.

BALÇİÇEK PAMİR- Bunu Sağlık-Sen mi istiyor?

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Hepsi istiyorlar, çünkü yarışıyorlar birbirleriyle.

MAHMUT KAÇAR- Şimdi şunu ifade edeyim: Tabii bunun açıklamasını yaptıktan sonra döner sermayeyle ilgili yaptığım mücadelede olduğu gibi burada da bir teşekkür edeceksiniz, ona emin olarak başlıyorum cümleme.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Umarım.

MAHMUT KAÇAR- Şimdi vekil ebe/hemşireyle ilgili başladığınız bir konu var, burada da özellikle yeni bir gelişme var, onu da sizinle paylaşmış olalım, kamuoyuyla. Şimdi bu sağlıkta dönüşümün personel istihdamıyla ilgili getirmiş olduğu en önemli sıkıntılardan biri, sizin az önce bir kısmını ifade ettiğiniz şu anda sağlık personelinin istihdamıyla ilgili yeni modeller oluşturma. Daha önce 4A kadrolu personel vardı, şu anda 4B, 4924 çakılı personel, 2001 yılında döner sermaye kadrolarından alınanlar ve en sonunda  vekil ebe, vekil hemşire, şu an beş ayrı tip sağlık personeli istihdamı var. Bunlar aynı okul mezunu, aynı işi yapan, çoğu aynı yerde çalışan, ama maalesef farklı özlük haklarına sahip olan bir uygulama. Bu da, çalışma barışını ciddi anlamda tehdit eden bir uygulama. Şimdi bu konuyla ilgili biz 1 yıldır yetkili sendikayız 2009 yılı itibariyle. Sağlık Bakanlığıyla yapmış olduğumuz kurum idari kurul toplantısında şunu talep ettik biz Hükümetle toplu görüşmelerde: Sözleşmelilik uygulamasına son verilmesi lazım. Devletin asli görevi olan sağlık hizmetinin mutlaka devlet memuru eliyle görülmesi lazım. Ama burada ciddi anlamda bir defans görünce, yani şu anda kısa vadede sözleşmeli personele kadro geçirilmesiyle ilgili, çünkü siyasi bir karar, böyle bir kararın olgunlaşmadığını görünce, o zaman sağlıktaki farklı sözleşmeli istihdam modellerine son verelim talebimizi ilettik. Nedir bu talep? Devlet memurlarıyla aynı özlük haklarına sahip. Aile yardımı, çocuk yardımı, yeni nakil yapılmadan önce yer değişikliği hakkı, işte idareci olabilme hakkı gibi bütün haklarının yer aldığı, vekil ebe, vekil hemşirelerin de belli bir süre çalıştıktan sonra bu tek tip sözleşmeli model içerisinde yer alabileceği bir teklifimiz oldu. Ve bu Sağlık Bakanlığıyla mutabakat altına alındı. Yani, bütün vekil ebe, vekil hemşirelik dahil bütün sözleşmeliklerin devlet memuruyla aynı haklara sahip tek bir çatı altında toplanması. Sayın Bakanımız da Meclisteki birkaç görüşmede bunu ifade etti. Şimdi konuyu bundan açmışken, şu an Ankara Stüdyomuzda bulunan çok değerli iki milletvekilimiz var iktidar partisinin ve ana muhalefet partisinin. Şu anda Sağlık Bakanlığıyla Sağlık-Sen tarafından mutabakata varılan Sağlık Bakanlığında yasa tasarısı hazırlığı içinde olduğu tek tip yasanın, yani bütün sözleşmeli modellerin kaldırılarak devlet memuruyla aynı özlük haklarına sahip yasanın bir an önce yasalaşması noktasında destek ve katkılarını bekliyoruz.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Biz de bunu istiyoruz, söylemiştik zaten.

MAHMUT KAÇAR- Bu konuda kendilerinden de bir teyit alırsak çok da memnun oluruz.

BALÇİÇEK PAMİR- Konuşacağız şimdi, oraya döneceğim, toparlarsanız Ankara’ya döneceğim.

MAHMUT KAÇAR- İkincisi; lisans tamamlama olayına gelince.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Evet çok önemli..

MAHMUT KAÇAR- Doğrudur, yıllardan beri lisans tamamlama ifade ediliyor. Geçen yıl 2009’da bizim yetkili Sendikamızla birlikte gündeme taşıdığımız bir konu. Bizim buradaki talebimiz şu: Şimdi hemşirelik eğitiminin lisans düzeyinde olmasını hepimiz talep ediyoruz ve arzu ediyoruz. Zannediyorum siz de aynı görüştesiniz.
Şimdi şu anda kamu kurumlarında çalışan, ön lisans mezunu onbinlerce hemşire arkadaşımız var, ebe arkadaşımız var, sağlık memuru arkadaşımız var. Biz bu arkadaşlarımızın eğitim seviyesi, bak sıfırdan bir lisans tamamlamaya girmiyoruz. Şu an ön lisansları tamamlanmış ve şu anda görev yapması hasabiyle de gidip örgün eğitime devam edemeyecek arkadaşlarımızın eğitim seviyesinin yükseltilmesiyle ilgili. YÖK Başkanıyla üç kez bu konuyu görüşen benim. Bahsettiğiniz gibi girişimler oldu ve onbinlerce arkadaşımıza lisans tamamlama hakkı geldi ve şu anda üçüncü sınıfa başladılar. Şimdi ben bu konuda sizden şunu beklerdim: Evet burada hemşirelik eğitiminin, ebelik eğitiminin, sağlık personelinin tümünün eğitim seviyesinin yükseltilmesi gerekiyor. Mevcut şartlar içerisinde de şu anda sonuçta lisans tamamlayan kişi gidip 2 yıl bekleyip diplomasını almıyor, sınava giriyor, bütünlemeye giriyor, biliyorsunuz bunun aşamalarını. Burada on binlerce arkadaşımızın hem özlük hakları iyileşiyor, hem de eğitim seviyesi yükseltiliyor. Bu konuda bence farklı durmamız lazım.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Bakınız şimdi şu anda Türkiye’de 25 bin civarında lisans mezunu var ve her yıl son yıllarda 5 binden başlayarak 7 bin kişi de lise mezunu ya da meslek lisesi mezunu üniversite sınavına giriyor, zorlu bir eğitimden geçiyor, gece çalışıyor gündüz okuyor. Şimdi diyorlar ki çalışma barışı olsun, çalışma barışında burada bir tarafı memnun ederken çok zayıf bir eğitimle, siz hemşire değilsiniz, ben hemşireyim. Ve siz hemşirelik eğitimine müdahale ediyorsunuz. O uzaktan eğitim programının 3 ayda nasıl hazırlandığını ve nasıl lisans tamamlamayı hazırlandığını biz biliyoruz. Biz sayın yetkililerden şunu arz ediyorum: Atatürk Üniversitesini uzaktan eğitim programına, koordinatörlüğüne, hemşirelerden gelen mektupları incelemek üzere istesinler. Okumayalım, biz zaten hemşireyiz, biz zaten biliyoruz, sınav yapmayın, para almayın, sınavlar nasıl yapılıyor biliyor musunuz? Bilgisayar ortada, istatistikçiyi yanına çağırıyor, ücret veriyor ya da vermiyor akrabası ortak sınav. Bakın bu emeğin istismarıdır, bir kere bu eğitim değildir, ikincisi emeğin istismarıdır. Siz büyük kitleleri hesap ederek o tarafı memnuniyet içine sokarken…

MAHMUT KAÇAR- Hayır, öyle bir kaygımız yok.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Ve böyle hemşireliği yükseltmiyorsunuz. Bakın ben hemşireyim, ben mesleğimi, mensuplarını bu ülkede en güvenilir hizmeti en iyi şekilde vermeleri ve sistem içerisinde en akılcı eleştirileri ve önerileri getirmek üzere var olmaları için kavgayı veriyorum. Ama siz bu yaklaşımınızla uzman görüşü almıyorsunuz, bizimle görüşmüyorsunuz, kitlelerin taleplerini kendinize üye kazanmak üzere, üç sendika da aynı şeyi yapıyor. Ben burada bitireceğim artık işi ve bu üzüntü verici bir durum.

BALÇİÇEK PAMİR- Peki, önemli iki ismi Ankara’da beklettim ama, kısa bir reklam arasına gidip bütün bu konuşulanlara yorum yapmalarını isteyeceğim, bizden ayrılmayın birazdan buradayız.

(Reklam Arası)

BALÇİÇEK PAMİR- Karşıt Görüş Final’le tekrar karşınızdayız. Ankara stüdyolarına dönmek istiyorum, Meclis Sağlık Komisyonu üyesi CHP milletvekili Ali Arslan’la devam etmek istiyorum. Ali Bey, o kadar çok konu konuşuldu ki not almışsınızdır diye düşünüyorum, herhalde sizin de notlarınız var ama, özellikle tek tip yasayla ilgili bir talep geldi Sayın Erdöl’e söz vermeden önce sizin de görüşlerinizi almak istiyorum. Gerçekten hemşirelerin sorunlarına dair Saadet Hanımın anlattıkları noktalar vardı. Sağlık-Sen’in aynı zamanda Kamu Hastane Birlikleri Yasasının geri çekilmesine de dair de bir…

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Türk Tabipler Birliği’nin.

BALÇİÇEK PAMİR- Pardon, Türk Tabipler Birliğinin, özür diliyorum.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Sanırım Sağlık-Sen de katılıyordur diye ben söyledim ama,…

BALÇİÇEK PAMİR- Ben de karıştırdım hepsini kusura bakmayın.

Buyurun Sayın Arslan, sizi dinliyorum, özellikle tek tip yasayla ilgili düşüncelerinizi alarak başlayalım, sizin de notlarınız olacaktır herhalde.

DR. ALİ ARSLAN- Şimdi İstanbul’da olmak varmış demek geldi içimden, yani epeyden beri unutulduk burada gerçekten.

BALÇİÇEK PAMİR- Doğru, bir gün sizi de burada ağırlarız.

DR. ALİ ARSLAN- Hep ben mi sızlanıyorum Sayın Erdöl?

DR. CEVDET ERDÖL- Gözden uzak olan, gönülden de uzak olurmuş.

DR. ALİ ARSLAN- Evet evet. Şimdi gerçekten dünyada sağlık göstergeleri iyi olan ülkelere baktığınızda, yani anneleri, bebekleri az ölen ortalama yaşam süresinin uzun olduğu ülkelere baktığımızda bu ülkelerin ortak bir özelliği var, hemşire sayılarının çok olması, Türkiye’ye göre neredeyse 2 kat, 3 kat fazla olan ülkeler var. Bence bu konuda Türkiye bir an önce bu eksiğini tamamlamalı.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Nasıl?

DR. ALİ ARSLAN- Hemşirelerin, sağlık çalışanlarının tümünün, doktorların hakikaten büyük sorunları var, bunları ayrı bir programda tartışabiliriz. Mesela bakın Sağlık Bakanı övünerek söylüyor, ben diyor sağlık hastanelerindeki personel sayısını 110 bine çıkardım, hatta 120 bine çıkardım falan diyor. Bunların çoğu taşeron işçilerin, taşeronların emrinde çalışan işçiler. Yani asgari ücretle, iş güvencesiz, sendikasız, hakikaten acınacak durumda çalışan işçiler. Ben şeyi çok iyi niyetli gördüm bazı arkadaşları. Efendim, işte Sağlık Bakanıyla oturduk anlaştık, bize yüksek maaşlı dönere bağlı olmayan ücretler verecek. Şimdi ben Tam Gün Yasası Komisyonda görüşülürken Sayın Bakan dedi ki ben emekliliğe yansıyan ücretlerinin verilmesi konusunda çaba harcıyorum, işte ekonomik konseyle görüştüm verecekler olacak gibi falan dedi. Ben de dedim ki inşallah verirsiniz, verirseniz de Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz Sağlıkta Dönüşüm Projesi piyasalaşma projesidir diye baştan beri söylüyoruz. Eğer siz hekimlere yüksek, emeklilere de yansıyan yüksek ücretler verirseniz ben de sizden özür dilerim, Cumhuriyet Halk Partisi olarak sizden özür dileriz, elinizi öperiz hatta dedim. Bunu Meclis kürsüsünde de söyledim. Yani şimdi çok da iyi niyetli olmamak gerekiyor. Sağlıkta dönüşüm programının özünü kavramadan işte bakan bana yüksek ücret verecek, işte iç güvencesi verecek, böyle bir şey mümkün değil. Sağlıkta dönüşüm programı, sağlıkta reform programı başka adıyla. 1980’li yıllardan sonra bütün dünyada uygulanan ve Türkiye’de uygulanmakta olan sağlığın piyasalaşması programadır. Programın adı buysa eğer, siz orada güvence ve yüksek maaşlı emekliliğe yansıyan ücretler alacak bir ücreti beklememiz gerekir. O nedenle sağlıkta dönüşüm programına tümünden karşı çıkmak gerekir. Şimdi diğer şeyler çok iyi niyetli, Polyanacılık gibi işte. Bakan bana söz verdi CHP’de arkasında dursun, AKP’de bunu yapsın, olmaz, dedi ki bakan vereceğim emekliye yansıyan ücretler vereceğim, ben dedim ki veremezsiniz, keşke verseniz de biz sizden özür dilesek. Şimdi sağlıkta dönüşüm programını doğru dürüst anlamadan, kavramadan tek tek olayları değerlendirmek gerçekten doğru sonuca varmamızı engelliyor. Bakın Tam Gün Yasası hiç kimsenin karşı çıkmadığı pırıl pırıl, adı da çok güzel bir yasa. Ama temel hedefi yine sağlıkta dönüşüm programına uygun olarak yani Cumhuriyet Halk Partisi’nin uyguladığı Tam Gün’le bugün uygulanan, söylenen Tam Gün çok farklı şeyler. Önümüzdeki süreçte sağlık sermayedarına ucuz emek sağlamak, Tam Gün Yasasının temel hedefi bu. Burada yani çok iyi niyetli konuşmalar biraz önce dinlediğim konuşmalar.

Şimdi bir yanlışı düzeltmek istiyorum. Biraz önce Zeki Bey’e… Şimdi Zeki Bey bildiğim kadarıyla Hasta Hakları temsilcisi. Hasta hakları için, ben olsam Hasta Hakları Başkanı sevk zinciri olmasın derim. Çünkü, sevk zinciri olursa hastalar kuyruğa girmeye başlıyor. Şimdi AKP de zaten seçmen korkusuyla bunu uygulamıyor, ben bunu eleştirdim. Niye efendim sevk zincirli uygulamanız gerekir demedim, neden uygulamıyorsunuz diye eleştiriyorum AKP’yi. Uygulamamalarının gerekçesi de şu: Hastayı memnun etmek, müşteriyi memnun etmek, vatandaşı memnun etmek, niye? Siz sevk zinciri oluşturursanız, hastalar hastanelerde, aile hekimlerinde kuyruğa girecek. Şimdi sanıyorum ya ben yanlış anlattım ya da Zeki Bey yanlış anladı. Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz sürdürülebilir sağlık ekonomisi için mutlaka ve mutlaka Sayın Erdöl de Meclis’te bunu söyledi, ama uygulamadığı için eleştiriyorum. Sevk zincirinin mutlaka kurulması gerekir. Sevk zincirini kurmazsanız eğer siz ikinci basamaklarda hasta yığılmaları olur, hastalar daha pahalıya mâl olur, devlete daha büyük ekonomik sorular yaratır. O açıdan sevk zinciri mutlaka kurulmalıdır bunu söyledim. Zeki Bey, sözü sanıyorum yanlış anladı.

Şimdi, hoş geldiniz meselesi. Sağlık personeli hoş geldiniz demiyor. Demez tabi, siz insanlara ne kadar çok hasta bakarsanız o kadar çok para kazanacaksınız. Mümkün olduğunca fabrikasyon, böyle şey, hasta bakın 50 hasta, 100 hasta, 150 hasta bakabildiğiniz kadar bakın. Çünkü, Sosyal Güvenlik Kurumundan hasta başı para alacağız. Mümkün olduğunca çok hasta bakın dediğinde, insanlar müthiş bir strese giriyor. Günde 100 hasta bakan bir doktoru düşünebiliyor musunuz? Kime hoş geldin diyecek, kime güler yüz gösterecek? Benim normal yaşamda bildiğim güler yüzü sempatik insanlar, hekimler bile o cenderenin içine girdiğinde biraz sonra psikolojileri bozuluyor. Hakikaten kolay bir iş değil. Sadece hekimler değil, işte hemşireler de öyle, sağlık çalışanları da öyle. Yani bu hastanede güler yüzle karşılanmamayı, Tam Gün Yasasıyla çözülecek derseniz, yani size güler yüz göstermeyen hekim sayısı yüzde 12, Tam Gün Yasasında muayenehane sayısı olan hekim sayısı yüzde 12. Oradaki hekimlerin ya da işte diğer çalışanların sadece yüzde 12’si size güler yüz göstermiyor demektir ki, zaten her iş yerinde yüzde 12 güler yüz göstermeyen var. Tam Gün Yasasıyla güler yüz sorununu çözmek mümkün değildir. Hastanede güler yüzlü uygulama görmek istiyorsa yurttaşlarınız performans sisteminin değiştirilmesi gerekir. Sağlık çalışanlarının, hekimlerin emeklilere de yansıyan garantili ücretlerin olması gerekir, insanları bir yarış haline sokmamanız gerekir.

Bakın başka şeyler, performansla ilgili tartışmaya buradan araya girmek istemedim. Sezaryen sayısı, 2002 yılında ve bugünkü sayıları karşılaştırdığımızda insanlar gereksiz yere çok sayıda sezaryen yapılıyor. Dünya ortalaması yüzde 7’yle 10 sezaryen sayısı, normal doğumların yüzde 7’yle 10’u sezaryenle oluyor. Bu sağlıkta dönüşüm programıyla performans sisteminden sonra yüzde 40’lara çıkmış.

BALÇİÇEK PAMİR- Sayın Arslan, doktorlar mı yönlendiriyor sizce? Çünkü, bu bir tartışma konusu, yoksa hastaların da genelde isteği mi bu yönde oluyor?

DR. ALİ ARSLAN- Evet, şimdi doktor bu işten para kazanıyor. Ne kadar çok yaparsa o kadar çok kazanıyor. Doğal olanı sezaryensiz… Bütün dünya ortalamasını söyledim biraz önce yüzde 7’yle 10. Şimdi bu kadar çok sayıda sezaryen yapılıyorsa, hastaların isteğinden daha çok sezaryen yapıp döner sermayeye daha çok hastaneye gelir kazandırmaktır, başka amacı olamaz bunun.

Bakın benim kendi başımdan bir olay geçti, ben doktorum.

BALÇİÇEK PAMİR- Buyurun.

DR. ALİ ARSLAN- Meclis kulisinde bir hekim arkadaşla sohbet ederken, tat alma bozukluğu olduğunu söyledi bana. Ben pratisyen hekimim, muayenehane hekimliği yaptım, hiç ikili çalışmadım. Dedi ki 15 günden beri hastanede uğraşıyoruz. MR’lar çekildi, türlü tahliller yapıldı, bir türlü sorun çözülemedi, ağzımın tadı yok, kayboldu. Acaba sigarayı bırakmıştım ondan mı dedi. Ben de dedim ki mantar ilacı kullanıyor musun? Kullanıyorum dedi. Ona bağlıdır dedim. Allah Allah dedi. Bir özel hastanede bu arkadaşımıza 7 milyar liralık, şimdiki parayla 7 bin liralık tahlil, MR, başka şeyler yapılmış.

Şimdi bir başka noktadan yaklaşmak istiyorum olaya. Bakın 2002’de tedavi hizmetleri için devlet özelden 100 hastadan 14’ünden hizmet satın alıyormuş. 2008’e gelindiğinde bu rakam 31’e çıkmış. Üniversiteden 100 hastanın 22’sine hizmet satın alıyormuş. 16’ya düşmüş, yani üniversiteden özele doğru bir kayma var. Başka? 100 hastanın 64’ü Sağlık Bakanlığı hastanelerine gidiyormuş 2002’de. 2008 gelindiğinde 52’ye düşmüş. Yani giderek kamu hastanelerine, yani üniversite ve Sağlık Bakanlığı hastanelerine insanlar özele doğru yönelmeye başladı. Neden öyle? Çünkü, orada otelcilik hizmetleri güzel, güler yüz var, ne kadar çok güler yüz gösterirse, ne kadar çok otelcilik hizmetlerinde kaliteli olursa hastalar oraya doğru yönleniyor. Ve her seferinde aynı noktada muayene olma şansı var.

Şimdi Sağlık Bakanı öyle diyor, biz performans ücretleri nedeniyle muayenehaneleri kapattık. İnsanların artık biz geldiğimizde yüzde kaçtı bilmiyorum ama, en son yüzde 88’e kadar muayenehanesini kapatan hekim arttı, işte yüzde 12’sinin muayenehanesi var. Şimdi bakın, bir hasta düşünün, özel hekime gideceksiniz para ödeyeceksiniz. Aynı hastayı özel hastaneye gidecek, aynı doktora baktıracak yine belki, ama orada cebinden para çıkmayacak. Cebinden para katkı payı öderse çıkacak. Şimdi siz niye o zaman muayenehaneye gideceksiniz? Özel hastanedeki tedavi giderlerini Sosyal Güvenlik Kurumu özel hastaneye ödüyor. Ama muayenehanedeki hastanın masrafını hasta kendisi cebinden ödüyor. O nedenle artık muayenehaneler iş göremez hale geldi. Ve giderek hekimler özel hastanelere doğru kaydılar, devlet hastanelerine geri dönmeye başladılar ve muayenehanelerini kapatıyorlar. Şimdi özel hastanelerde müthiş bir canlılık var. Yüzde 31 sağlık bütçesinden aldığı pay, yüzde 31’lere çıkmış, bu büyük bir rakam gerçekten ve çok hızlı geldi, çok hızlı geçti. Geçtiğimiz günlerde bir televizyon programında Adana’da Türkiye’nin en önemli iş adamlarından birisi gençlere öğüt veriyordu. Gençler, fırsatınız varsa sağlığa yatırım yapın diye. Yani doktor olun demiyor, hemşire olun demiyor, sağlığa yatırım yapın diyor. Gerçekten çok kârlı bir alan haline geldi ve dünyadaki bütün sermaye sahiplerinin gözü sağlık sektörüne yatırım yapmakta. Şimdi siz sağlığı böylesine özelleştirmeyi…

İşte başka bir şey, Kamu Hastaneleri Birlikleri biraz önce tartıştınız orada. Kamu Hastaneleri Birlikleri de sağlığın özelleştirilmesi açısından, niye? Çünkü, hâlâ Türkiye’deki hastaların yüzde 52’sine kamu hastaneleri bakıyor, hatta 16 üniversiteyi de sayarsak yüzde 68’ine. Devlet hastanelerinin özelleştirilerek ya da özelden hizmet satın alarak, taşeronlaşarak bu pastanın daha büyük kısmı sermaye aktarılmaya çalışıyor. Türkiye’nin eline verilen reçete budur, sadece Türkiye değil, konuşmamın başında da söyledim. Dünyadaki birçok ülkeye, neredeyse bütün ülkelerin eline verilen reçete budur. Sağlığı kamu hizmeti olmaktan çıkarın, sağlığı parayla alınıp satılan bir hizmet haline getirin, bir hak olmaktan çıkarın, bir hizmet haline getirin. Bu … anlaşmalarıyla, işte biraz önce Sayın Osman Bey’in söylediği anlaşmalarla artık ne derler? Mızrak çuvala sığmıyor, herkes biliyor ki Sağlıkta Dönüşüm Programı sağlığın özelleştirilmesi programı ve Türkiye yavaş yavaş, hatta yavaş yavaş da değil, çok hızlıca oraya doğru gidiyor. Şimdi Tam Gün Yasası da işte bu noktada, böyle bakarsak anlayabileceğiz bu Tam Gün Yasasının ne olduğunu. Hedef, sermayeye, yani sağlık alanında yatırım yapan sermayeye ucuz emek yaratmak, iş güvencesi sözleşmeli, istediğiniz zaman kapının dışına koyabilecek, kendisine en çok parayı kazandıran kimse onu elinde tutacak bir sisteme doğru Türkiye’yi götürmektir. Tam Gün Yasasının Türkiye’deki getiriliş nedeni de budur. Yunanistan’da budur, biraz önce söyledim. Yunanistan’da artık hekimler 5 günlük greve gidiyor bugün. Yani bu sadece Türkiye’de olan bir şey değil. bütün dünyada küreselleşmenin, emperyalizmin daha doğrusu eski adıyla, hepimizin bildiği, anladığı adıyla hedefi büyük sağlık birikimini kendi kullanacağı alanlara doğru aktarmaktır. Böyle anlarsak ancak biz hemşirelerin sorunlarını, doktorların sorunlarını, hastanede çalışan diğer personelin sorunlarını nasıl çözüleceğini öyle anlarız.

Şimdi Türk Tabipler Birliği bu olaya başından beri karşı ve farkında. Cumhuriyet Halk Partisi de farkında. Şimdi o nedenle Türk Tabipler Birliği karşı olduğu için Sağlık Bakanı hem Türk Tabipler Birliğine, hem de CHP’ye saldırıyor. Bakın ne diyor Sağlık Bakanı, tuzu kuru birtakım doktorların lobicilik faaliyetleriyle Cumhuriyet Halk Partisi Anayasa Mahkemesine gitti. Bakın bu yasada bir madde var, hepimizin de bildiği. Eğer biraz sonra şeyi öğrenme şansı bulursak, nedir Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararı onu öğreneceğiz.

BALÇİÇEK PAMİR- Daha giremedik, karar neymiş…

DR. ALİ ARSLAN- Eğer devlet hastanesinde çalışıyorsunuz muayenehaneniz varsa devlet hastanesinde çalışıyorsanız bu Temmuz’da kapatmak zorundasın, 31 Temmuz’da 6 aylık süre verdi. Aynı doktor eğer üniversitede öğretim görevlisiyse, yani lobicilik faaliyetleri Sayın Sağlık Bakanının söylediği gibi güçlü insanların ne zaman kapanacak, 1 yıl sonra. Daha Ocak ayına kadar vakitleri var. Şimdi o zaman sormazlar mı Sağlık Bakanına, lobicilik faaliyetlerinden acaba sen mi etkilenerek devlet hastanelerinde çalışan hekimlerin 6 ay önce muayenehanelerini kapatmak için mi yasa çıkarıyorsun? Bu eşitsizlik ilkesine aykırı değil mi? Yani akıl alacak bir şey değil.

Sorun gerçekten çok büyüktür, çok önemlidir. Bakın Türk Tabipler Birliği karşı çıktı diye Sayın Bakan Samsun’da diyor ki, bunlar da çok ileri gidiyor, bir kanuna bakar, Türk Tabipler Birliğine de kapatırım, Eczacılar Birliğini de kapatırım. Eczacılarla da kavgalı, keşke bir de eczacı arkadaşımız olsaydı orada. Diş Hekimleri Birliğini de kapatırım. Kapatırım, bana muhalefet kimse edemez. Şimdi doğruları hepimizin bildiğini, bütün dünyanın bildiğini söylemeyecekler mi? Elbette söyleyecekler, tavırlarını da ortaya koyacaklar. Çünkü, sağlıkta dönüşüm projesi sadece sağlık çalışanlarını değil, gelecekte uzun vadede katkı paylarıyla… Şimdiden başladı, katkı payları sorunu biraz önce lafım yarım kaldı. Bakın, özel hastanelere hasta yönlendirilmeye başlandığında kavga payları sıfırdı, yoktu. Bir süre sonra özel hastaneler katkı payları almaya başladılar, yasada olmayan katkı paylarını almaya başladılar. Sayın Sağlık Bakanı karşı çıktı. Ne yapıyorsunuz, özel hastanelere hasta göndermeye başlarken katkı payları alacağım demediniz, ben size almayın dedim, neden alıyorsunuz diye kızdı. Bir süre sonra Genel Sağlık Sigortası Yasası görüşülürken önce yüzde 30. Yüzde 30 bile çok diye itirazlar olmuştu. Şimdi de yüzde 70, bir süre sonra da sınırlar ortadan kaldırılan cepten ödemeler, katkı payları alınacak. Sayın Bakan diyor ya, işte muayenehanede bu kansız, tuzu kuru hekimler para alıyor, şimdi özel hastaneler alıyor aynı parayı. Katkı payı altında muayenehanedeki hekimin aldığı o gerçekten uygun olmayan parayı şimdi özel hastanelerde katkı payı adı altında vatandaş daha fazlasıyla ödüyor. Şimdi siz popülizm yapmak için…

BALÇİÇEK PAMİR- Peki Sayın Arslan, Sayın Erdöl’e dönelim biraz, cevaplar alalım isterseniz. Çünkü konunun muhatabı kendisi diye düşünüyorum.

DR. ALİ ARSLAN- Olur.

BALÇİÇEK PAMİR- Sayın Erdöl, çok beklediniz, kusura bakmayın siz de. Gerçekten Ankara’da olunca biraz böyle kopukluklar oluyor, ama önemli konu gerçekten de. Tek Tip Yasa ile ilgili sorular vardı buradan İstanbul stüdyodan. Sayın Arslan’ın eleştirileri de ortada, buyurun efendim.

DR. CEVDET ERDÖL- Şimdi efendim, öncelikle tabi hekimlere döner sermaye meselesinde diğer sağlık çalışanlarıyla farklı uygulama yapılıyor diye arkadaşlarımızın kendilerine göre haklı bir eleştirileri oldu. En önce buna bir izah getirmek istiyorum.

BALÇİÇEK PAMİR- Buyurun.

DR. CEVDET ERDÖL- Şimdi hekimlerin pozisyonu biraz daha farklı. Hekimler hem kamuda, hem de özel sektörde aynı işi yapan ve onun karşılığında özel sektörde çok fazla yüksek ücret alabilen bir meslek grubu. Siz bu meslek grubunu kamuda ücret vermeden veya çok az ücret vererek tutabilme imkanınız yok. Dolayısıyla, hekimlerin bir noktada meslek ayrıcalıklarından kaynaklanan bir ücret farklılığı söz konusudur, doğrudur. Benim elimdeki, Mahmut Bey de biraz önce söyledi, elimdeki ortalama listesinden de bir-iki örnek vereyim müsaade ederseniz.

Kardiyoloji uzmanlarının 2009 yılı net ek ödeme ortalaması 5 bin lira civarında. Mesela bir uzman tabibin 4.300 lira ortalama uzman tabiplerinin. Pratisyen hekimlerin 1.900 lira, 1.934 lira gibi farklı uygulama, farklı ücretler söz konusu. Bunlar da tabii ki kendi performansları da işin içinde. Hepsi bu seviyede değil tabii ki, kimisi fazla, kimisi az alıyor; birincisi bu.

İkincisi; bu yeşil kartlılar meselesinde Ali Bey bir serzenişte bulundu. İşte 13 milyon yeşil kartlı, siz artırdınız sayılarını seçimden önce, ondan sonra 8 milyona düştü bu, bu nasıl oldu gibi. Birincisi, yeşil kartı veren müessese Partimiz değil. Kaymakamın başkanlığında ilçede Sosyal Yardımlaşma Vakfının mütevelli heyeti tarafından ilgili fakir olduğunu iddia eden kişinin önce muhtarından, azasından belge alınmak suretiyle vesaire. Prosedürü resmi bir prosedürdür. Orada yanlışlıklar yapanlar varsa hemen ihbar edilmesi gerekiyor. Ali Bey de, bir başkası da bunu ihbar edebilir yanlışlıklar varsa. Kaldı ki bunu seçime endekslemek de doğrusu çok şaşırtıcı bir şey. Hani yenilen pehlivan güreşe doymazmış, 4 seçimi de biz yeşil kartı indirerek, kaldırarak almadık. Bunu da bir yanlış, kendimizi aldatmayalım, böyle bir şey yok. Aslı varsa bu iddiaların hemen savcılıklara başvurulması gerekiyor. Yeşil kartla yalnız komisyonda yine Ali Bey’lerle birlikte yaptığımız çok güzel bir değişikliği de burada söylemem gerekiyor. Yeşil kartlı hastalar, eskiden yeşil kartı çıkarırken epeyce bir prosedür tabii ki uzun sürüyordu 1 hafta, 10 gün. Yoğun bakımlarda yatan hastalar bu yeşil kart çıkana kadar olan süredeki masrafı ödemek zorunda kalıyorlardı. Yeşil kartlarını sonradan çıkardıkları için. Biz kanuna bir ilave yaptık komisyonda, 3 ay geriye doğru yeşil kartına sahip olduktan 3 ay geriye doğru tüm masraflarını devlet öder dedik. Böylelikle bakınız her gün gazetelerde rehin kalmalar vardı. Cenazesi rehin kalan, bebeği rehin kalan, yavrusu hastanede kalan, hastasını taburcu edemeyen gibi. Bunların hiçbirisi elhamdülillah bundan sonra görülmedi, bundan dolayı da büyük mutluluk duyuyoruz.

Yalnız bazı kesimler, şunu söylemem gerekiyor ki: Her hayırlı adımda istemezük, olmaz, karşıyız diyorlar. Ben isim de vermek istemiyorum, üzerine de kimsenin almasını da doğrusu bekliyorum ama.

BALÇİÇEK PAMİR- Ama alınan da olacaktır burada tabi.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Hiç kuşkusuz, isim de verebilirsiniz.

DR. CEVDET ERDÖL- İşte aile hekimliğine karşıyız, isteriz ama şöyle şöyle olsun, ne bileyim, Tam Gün Kanunu isteriz ama, böyle böyle olsun. Hastanelerin birleştirilmesine de pek çok kesim karşı çıktı. Allah’tan Anayasa Mahkemesi bu başvuruları reddetti. Yine Ana Muhalefet Partisi, Anayasa Mahkemesine gitmişti. Şimdi bakıyoruz ki bu hastanelerin birleştirilmesinden ne kadar fayda gördü. Evinin önündeki devlet hastanesine bir sigortalı gidemiyordu. Sigorta hastanesi olan yere bir memur gidemiyordu ve kuyruklar kuyruklar kuyruklar. Eczanede sabahlara kadar süren ilaç alma kuyrukları. 24 bin eczaneden SSK’lı vatandaşım ilaç alamıyordu, bunların hepsini biz kaldırdık. Elbetteki işte hastanelerdeki nitelikli yatak dediğimiz banyosu, tuvaleti olan yatak sayısı yüzde 9 oranındaydı. Biz iktidara geldikten sonra yaptığımız tüm hastanelerde nitelikli hasta yatağı oranı yüzde 100 yapılanlarda. Yani böyle büyük bir dönüşümün içerisinde efendim hastaneler özelleştirilecek. Böyle bir şeyin olmayacağını birkaç kez söyledim ama, tekrar ifade ediyorum, özellikle Kamu Hastane Birlikleri Yasasını da dikkate alarak. Özelleşme ile özerkleşmeyi lütfen sözlükten insanlar açsınlar, baksınlar. Neyi ifade ettiklerini öğrendikten sonra bu kelimeleri daha net kullansınlar.

Bir diğer konu da bu sevk zinciriyle ilgili. Ali Bey, benim Meclis’te yaptığım bir konuşmayı, sevk zincirinin gerekli olduğunu söyledi. Doğrudur, ben bunu halen de söylüyorum. Yalnız, Türkiye şartlarında sevk zinciri oluşturmanın bir-iki mahsuru var şu an için.

Birincisi; 2005 yılında Düzce’de aile hekimliğine pilot uygulama olarak başladığımızda sevk zinciri vardı. Ve burada Düzce’den üniversiteden öğretim üyesi arkadaşlar bana geldiler. Ne olur bu sevk zincirini uygulamayın, çünkü bizim gelen sayımız çok çok düşüyor, gelen hasta sayısı düşünce hem döner sermayemiz düşüyor, hem de çok fazla görülen, sık görülen hastalıkları öğrencilerimize gösteremiyoruz; birincisi bu.

Bir diğeri de; şu anda 3.500 vatandaşımıza, burada biraz önce 3.500 hasta bir doktora bağlanıyor denildi, bu yanlış ifadedir. 3.500 vatandaş, bunların kimi hasta olur, kimisi olmaz. Bir hekim tarafından onun sorumluluğuna veriliyor doğru. Bu sayı çok yüksek, yani oldukça yüksek. Bu durumda 25 bin aile hekimine ihtiyacımız var. Ama arzu ediyoruz ki bu sayıyı 3.500 değil de, 2.500’lere indirebilir miyiz acaba? Eğer onu 2.500’lere indirebilirsek elbetteki hekim sayısı oldukça biraz daha yaklaşık yarısı kadar daha hekime ihtiyacımız olacak. Bunu indirdiğimizde sevk zinciri de kolaylıkla olabilir. Ama şu anda sevk zinciri oluşturmak, hastalarımızı aile hekimlerinin önünde sıralanmasını ve tedavi sıkıntılarına yol açmasına sebep olur diye düşünüyorum.

BALÇİÇEK PAMİR- Sayın Erdöl, iki soru vardı, iki önemli soru vardı.

DR. CEVDET ERDÖL- Efendim, Osman Bey’in söylediği, müsaade eder misiniz? Osman Bey diyor ki tanıdığım hastaneye gitti diyor, 30 lira katkı payı verdi.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- İki hasta için.

DR. CEVDET ERDÖL- Doğrudur, biz de onun için diyoruz ki aile hekiminiz var, birinci basamak hizmetler var, önce oraya gidin hiç para vermeyin. Bu da zaten yönlendirmenin gereğidir, onun için özel hastanelerde 12 lira katkı payı alınıyor, devlet hastanelerinde 5 lira katkı payı alınıyor. Ama 1. basamağa gidince hiç katkı payı alınmıyor, reçete yazılmazsa zaten hiç para verilmiyor. Böylelikle bizim amacımız hastaları öncelikle eğer tedavileri yapılabiliyorsa 1. basamakta bitirmek tedavilerini. Olmuyorsa 2. basamağa, o da yok arzu ediyor özel hastaneye gitmekse bunu da dikkate alarak özel hastaneye gitmesini öngörmek, düşündüğümüz budur. Bir diğer önemli…

BALÇİÇEK PAMİR- İki önemli soru vardı.

DR. CEVDET ERDÖL- Buyurun efendim.

BALÇİÇEK PAMİR- İki önemli soruyu aktarmak istiyorum.

Bir tanesi, Kamu Hastane Birlikleri Yasasının geri çekilmesi konusu.

İkincisi de, Tek Tip Yasa, yani 4924 Vekil Ebe ve…

DR. CEVDET ERDÖL- İzah edeceğim efendim.

BALÇİÇEK PAMİR- Tamam, buyurun.

DR. CEVDET ERDÖL- Şimdi efendim, bir kere şunu vatandaşlarımızın ve oradaki değerli katılımcıların bilmesi lazım: Biz devleti yönetiyoruz, derneği yönetmiyoruz. Dernek yönetimiyle, devlet yönetimi çok farklı şeyler. Dernek yönetiminde sadece derneğinizin mensuplarını düşünürsünüz. Ama biz 73 milyonu, bu dernek mensupları da dahil olmak üzere hepsini düşünerek bir düzenleme yapmak zorundayız. Bakınız, sizin mevcut 657 Sayılı Devlet Memurları Kanuna göre tayin ettiğiniz personelin istenmeyen bölgeye, diyelim ki Ankara da bunların içerisinde, Ankara’nın bir ilçesine gönderdiniz 110-120 kilometre mesafede, iki saatte zor gidiyorsunuz. İlk yaptığı iş, Ankara’ya en yakın ilçeye nasıl gelirim? İkincisi, Ankara’nın merkezine nasıl gelirim? Eş durumu oluyor, iş durumu oluyor, şu durumu oluyor, bu durumu oluyor. Bir kişiyi oraya verdiğinizde sandalyesi daha ısınmadan başka bir yere tayin olmak istiyor, merkeze. Bu Anadolu’nun ücra yerlerini bilmeyenler için hatırlatacağım. Anadolu’nun her yerinde bu böyle. Oraya ikinci kişiyi veriyorsunuz o da bir başka yere gidiyor, üçüncü kişiyi veriyorsunuz yine gidiyor, dördüncü kişiyi veriyorsunuz adeta emme basma tulumba gibi verdiğiniz personeli oradan alıp başka birini veriyorsunuz. Bunun sonu gelmiyor. 4-B ile ilgili mevzuat bundan kaynaklanan, bu ihtiyaçtan kaynaklanan bir şeydir. Biz vatandaşımızı orada tedavi için bir hemşireye, bir doktora ihtiyacı olduğunu bildiğimiz, onun için tayin ettiğimiz bir personeli oradan aldığımız zaman yerine ikincisini veremeyiz diyemeyiz ki. Ama elimizde böyle bir personel kaynağı da yok. Özellikle hekim açığı bakımından, hekim kaynağı bakımından oldukça sıkıntı var. Böyle bir durumda biz sözleşmeli personeli bunun için getirmiştik. Vatandaşımızı düşündüğümüz için getirmiştik.

Vekil ebe ve vekil hemşire meselesine gelince. Vekil ebe ve vekil hemşire meselesinin örneği devlet memurlarında aynen vekil imamlar, vekil öğretmenler gibi kadrosu olup ama, orada kimsenin olmadığı yerlerde, ücra yerlerde, şehir merkezleri asla değil, ücra yerlerde buralara giden vekil ebe ve hemşireler KPSS notları hiç yok veya düşük olduğu için bir yere girememişler veya tercih etmedikleri için bir yere girememişler. Bu kişilerden oturdukları mıntıkada, kendi köylerinde tercihen olmak üzere ebelik veya hemşirelik hizmeti vermeye çalışıyorlar, veriyorlar ve bunun karşılığında da belli bir ücret veriliyor; işin esası budur. Bunlar da bu işlere arzu ederek, isteyerek giriyorlar. Ama 4-B’li personelin yerleşmesi ise aynen üniversite sınavlarındaki öğrencilerin yerleşmesi gibi ÖSYM tarafından KPSS notlarına göre ve tercihlerine göre yapılıyor. Keyfi bir uygulama asla söz konusu değildir. 2002’den önceki uygulamaları hemşirelerin, doktorların nasıl tayin edildikleri, nasıl tayin olduklarını yıllar boyu bilen vatandaşlarımız bu uygulamadan çok memnunlar. Çünkü, hiçbir haksızlık, hiçbir torpil asla olması mümkün değil. Böyle bir uygun sistemi getirmiş olduk.

Burada Mahmut Kaçar Bey’e de teşekkür ediyorum. Gerçekten Bakanlık nezdinde yapmış olduğu girişimleri ben yakinen biliyorum. 4924 olsun, 4-B olsun, ne bileyim, vekil ebe ve vekil hemşire gibi farklı statüde olan elemanların, sağlık çalışanlarının tek bir kanuna tabi olmalarını arzu ediyorlardı, biz de arzu ediyoruz. Bakanlık da bu konuda çalışma yapıyor, benim bilgilerim bu yöndedir. Eğer komisyonumuza gelirse bu, bununla ilgili bir düzenleme, biz elimizden gelen desteği bu konuda vermeye hazırız, vereceğiz. Cumhuriyet Halk Partisiyle herhangi bir ihtilafımız bu konuda olmayacak.

BALÇİÇEK PAMİR- Sayın Erdöl, söylediklerinizle ilgili buradan muhalefet sesleri yükseldi. Çok soru var size, ama çok kısa bir reklam arası vereceğim bütün katılımcılardan izinle. Dönüşte programa final bölümünde bütün o soruları yönlendireceğiz.

Bizden ayrılmayın lütfen, birazdan buradayız.

(Reklam Arası)

BALÇİÇEK PAMİR- “Karşıt Görüş Final”de karşınızdayız.

Bu hafta Karşıt Görüş’te sağlığı her yönüyle masaya yatırdık, son bölüme girdik, az bir süre var. Bütün katılımcılara da söz vermek istiyorum, çünkü toparlamak adına.

Türk Tabipler Birliği Yönetim Kurulu üyesi Doktor Osman Öztürk sizde söz, eleştirileriniz olacaktı Sayın Erdöl’le ilgili.

Buyurun.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Şimdi bir kez doğal olarak Cevdet Bey, işte sağlıkta dönüşüm programı, bu Hükümetin sağlıkta yaptığı iyi işleri anlattı. Şu doğrudur: Türkiye’de her gelen siyasi iktidar, her gelen sağlık bakanı bir şeyler yapıyor, bunda sorun yok. Sayın Recep Akdağ’dan önce Sayın Osman Durmuş vardı. Bende onun da böyle bir kitabı var neler yaptığına dair, ama birtakım ölçütler var, onlara bakmak gerekiyor. Bakın UNICEF raporu, dünyada bebek ölüm hızları Cevdet Bey de söyledi düşüyor, bütün dünyada düşüyor. Bakın 1980’de Türkiye’de 132’ymiş, şimdi 26, ne kadar güzel. Ama dünya sıralamasında 1986’da 56, şimdi 96’ncıyız biz. Bütün dünyada düşüyor, ama bütün dünyada düştüğü kadar hızlı bizde düşmüyor. Komşularımızda bir tek Irak var savaş halinde, onda bebek ölüm hızları, çocuk ölüm hızları daha fazla, ondan sonra bize geliyor sıra. O yüzden ortada hiç öyle bir pembe tablo yok.

Şimdi Cevdet Bey, açıkçası ismimizi vermedi ama, bizi tarif zaten anlaşıldı, onda da sorun yok. Biz Türk Tabipler Birliği olarak istemezük diye bir tavrımız olmaz, yok. Ama biz Türk Tabipler Birliği olarak siyasi iktidarın bir organı değiliz. Biz bir meslek örgütüyüz, demokratik bir rejimde meslek örgütleri siyasi iktidara bağlı değildir, onun adı başka bir rejimdir. Siyasetçi olarak daha iyi bilir Cevdet Bey girmeyelim, ama hiç kimse öyle kanun çıkarıp bizim meslek örgütümüzü kapatmaya da yeltenmesin, böyle bir şey olmaz.

Biz, evet mesela yeşil kartlılarla ilgili bu Hükümet zamanında ilaçların ayaktan tedavileri karşıladınız. Karşı çıktık mı? Çıkmadık. Bu son Tam Gün düzenlemesine en başa dönersek, aslında Balçiçek Hanım söyledi, mesela üniversite hastanelerinde ücretli muayeneyi kaldırıyordu. Orada bir tek şey söyledik, bu kalksın, ama bu ciddi bir finansman sağlıyor tıp fakültelerine, bunun yerine bir şey konulması lazım. Karşı çıktık mı? Çıkmadık, öyle bir şeyimiz yok. Karşı çıktık, sizin söylediğiniz şeye karşı çıktık, SSK Hastanelerinin devri, adını da koyalım, 19 Şubat 2005’te devrettiniz, karşı çıktık. Ne dediniz bize? Dediniz ki sağlıkta iki başlı sistem olmaz. Bir yandan Sağlık Bakanlığı, bir yanda SSK iki başlı olmaz, bunları birleştiriyoruz. Güzel, birleştirdiniz, peki, biz karşı çıktığımız halde birleştirdiniz. Şimdi Kamu Hastane Birlikleri tasarısı Meclis’in gündeminde. O birleştirdiğiniz hastaneleri 90 parçaya bölüyorsunuz 90 parça. Nerede hani sağlıkta iki baş olmuyor, şimdi 90 baş var, böyle bir şey olur mu? 90 parçaya bölüyorsunuz, 7 kişilik yönetim kurulu var, 3 tanesini Sağlık Bakanlığı tayin ediyor, 2 tanesini il genel meclisi, 1’i vali, 7.si işte sivil toplum katılım. Siz katılamıyorsunuz, siz katılamıyorsunuz, siz katılamıyorsunuz, biz katılamıyoruz, ticaret odasının temsilcisi katılıyor. Yönetim değişiyor, hastaneleri hep doktorlar yönetmesin, biz bahsettiniz ya hemşirelik gidiyor, başhekimlik de aşağı iniyor, tamam tartışılabilir. Yönetim kurulu üyelerinin mesleklerine bakıyoruz. Doktor, hukukçu, mali müşavir, muhasebeci olabilir, bunlar bir kamu hastanesinde sağlık hizmeti üretilirken gerçekten hani hizmet verebilecek, burada katkıda bulunabilecek. Ama iki tane daha var. Yatırım ve işletme konusunda deneyimli bir üye, finans ve bankacılık sektöründen gelen bir üye. Bu kurulan hastane mi, ticarethane mi? Ne kuruyorsunuz buraya? Ne kurmaya çalışıyorsunuz ki bankacılıktan, finans sektöründen gelen üye koyuyorsunuz. Tabip Odası, Eczacı Odası, Hemşirelik Derneğinin yöneticisini koymadığınız yere ve bunu yönetim kuruluna verdiğiniz yetkiler arasında o hastaneyi işletmek, işlettirmek, satmak, sağlık hizmetini dışarıdan satın almak; bütün bunlar var, nasıl bu hastaneleri hâlâ özelleştirmiyoruz diyorsunuz, bu bütün dünyada uygulanan bir örnek. Bu hastanelerin özerkleşmesi filan değil, bu özelleştirmeyi getirecek.

Burada Mahmut Bey’le de belki şurada belli konularda anlaşıyoruz tabi ama, şurada anlaşamadığımızı ben de ifade edeyim, kendisi bizimle ilgili ifade etti. Şimdi sağlıkta dönüşüm programı iyi deyip de bunun kamu personel rejimi ya da personel istihdam sistemini kötülemek olmaz. Bakın taşeron, siz çok daha iyi biliyorsunuz. Sağlık Bakanlığı taşeron bakanlığına döndü. Kamuda en çok taşeron çalıştıran bakanlık Sağlık Bakanlığı. Sonra ne oluyor ama? Bursa’da yangın çıkıyor, 8 tane hasta ölüyor, neden? O taşerona verdiği firmada ucuz kablo kullanmış. Bakın yapmayın, çalışanlar için de yapmayın bunu, vatandaş için de yapmayın. Sağlıkta dönüşüm programı eğer bütün olarak uygulanacaksa hekimlere de gelecek, geldi, 2005 yılında çıkarıldı. Biz sonra Danıştay’dan durdurduk. Denizli’de ihale açıldı, nasıl biliyor musunuz? Bir adet tıbbi onkolog, bir adet çocuk endokrinologu, ihale ne kadar? 4 aylık ihale. Hatta düzenlemeler var sadece hekimler değil, bütün sağlık çalışanları için. Yazın turistik bölgede iş yoğundur, ben orada 3 aylık, 4 aylık ihale açarım. Hastanede sabah yoğundur, 2 saatlik ihale açarım. Siz bunları yapacaksınız, biz buna karşı çıkmayacağız, böyle bir şey olmaz. Onun için sağlıkta dönüşüm programının tamamına karşıyız.

BALÇİÇEK PAMİR- Son bir cümle alacağım, herkese vereceğim çünkü söz

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Son bir cümle, tabi.

Sağlıkta dönüşüm programının hekimler, sağlık çalışanları için anlamı; güvencesiz çalışma, düşük ücretli çalışma. 4-C, TEKEL işçilerinin direndiği 4-C Kamu Hastane Birliklerine giriyor. Vatandaş için de anlamı çok açıktır, daha fazla katılım payı, daha fazla ilave ücret, daha fazla para ödemek. Bakın Cumhuriyet tarihinde ilk defa 2009 yılında çıkarılan yasayla yatan hastadan para alınacak artık. Deniyor ki, elinde karnesi var, vatandaş dolaşıp duruyor, çok fazla meşgul ediyor sistemi. Bir pay alalım, katılım payı da o kadar dolaşmasın, engelleyelim. Peki elinde karnesi olan ben gidip hastaneye kendi başıma yatıyorum diyebiliyor mu? Ondan niye katılım payı alıyorsunuz? Ameliyat olandan niye katılım payı alıyorsunuz? Bunun için bu programa hep birlikte karşı çıkmamız gerekiyor.

BALÇİÇEK PAMİR- Peki. Türk Hemşireler Birliği Genel Başkanı Profesör Doktor Saadet Ülker, bir cümle söyleyeceğim dediniz.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Derneği olarak düzeltebilir miyiz?

BALÇİÇEK PAMİR- Dernek demedim, birlik dedim, peki pardon.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Birlik olamadık ne yazık ki.

Şimdi Sayın Erdöl, bir konuda size şaşırdım, bir konuda da çok üzüldüm. Hemen şaşırdığım konuyu ifade etmek istiyorum.

Dernekler, sivil toplum kuruluşları, tabii ki Hükümetin çalıştığı ağırlıklarla çalışamazlar. Ama şunu herhalde kabul etmek gerekir: Örneğin Türk Hemşireler Derneği, bu ülkede hemşireler ihya olsun ama, sağlık sistemi berbat olsun demez, bir bütünü görür. Ve o zaman size şu soruyu yöneltmem gerekir, size ve bütün geçmiş hükümetlere: Niçin bu ülkenin Doğu’sunda, Güneydoğu’sunda, hatta ortasında insan gücünü istihdam edemiyorsunuz, ettiğinizi tutamıyorsunuz yerinde? Asıl sorun budur. Bu sorunun tartışılması gerekir. Niye kaçıyor insanlar oralardan, ne var orada?

Gönül koyduğum meseleyi de sizinle paylaşmak istiyorum. Şimdi diyorsunuz ki bu çok acı bir açıklamaydı benim için. Bunu hiç unutmayacağım. Umarım sizi yanlış anlamamışımdır. Doktorlar zaten çok kazanan bir ekip diyorsunuz. Dışarıda çok kazanıyor. O halde onları öylesine doyurabilmeliyiz ki öncelikle onları mutlu etmeliyiz. Ondan sonra öbürlerine de artık ne pay gelirse. Bu da işte bir sistem kavrayışıdır, ama bizim kavradığımız sistem kavrayışı değildir ve gerçekten üzüntü vericidir.

BALÇİÇEK PAMİR- Peki.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Son bir şey, çok özür diliyorum.

BALÇİÇEK PAMİR- Peki.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Bu hemşire sayısı ikide bir gündeme getiriliyor. Ve geçen senede OECD verileri kullanılarak getirildi. O toplantıya biz de davetliydik, sağ olsun Sağlık Bakanlığı çağırmıştı. Orada da sorduk, dünyada hemşire konusunda ciddi sorunlar var. Çünkü, hak ettiklerini veremiyorlar. Ve şunu sorduk: Dedik ki siz hemşire açığınızı böyle kısa yoldan hemşire var ederek karşılıyor musunuz? OECD’nin raporunu sunan, Türkiye raporunu sunan temsilcilerine. Hayır dediler. Aklın yolu bir, 2006’da Sağlık Bakanlığına rapor vermiştik. Bakın bu açık. Avrupa rakamlarını kullanıyorsunuz, bunu sendikalarda kullanıyorlar, o kadar kolay kullanıyorlar ki bu rakamları.

BALÇİÇEK PAMİR- Demin konuştuğumuz nokta bu herhalde, Sayın Erdöl not almıştır.

PROF.DR. SAADET ÜLKER- Yani bizim Sayın Bakana verdiğimiz raporda lütfen bir araya gelelim. Sendikalar, Bakanlık destek personel kurmak zorundayız, kısa yoldan insan sağlığını tehdit eden insan gücü yetiştiremeyiz. Çok teşekkür ederim.

BALÇİÇEK PAMİR- Peki, Hasta Hakları dönelim. Sayın Ülker, hakikaten sürem az.

Hasta Hakları Koruma Derneği Genel Başkanı Zeki Sadunoğlu, buyurun.

ZEKİ SADUNOĞLU- Efendim, benim sorum şu: Şu anda hasta hakları kurulları, yani son 2005’te yürürlüğe giren bir yönergeyle hasta hakları kurulları oluştu ama, bu hasta hakları kurulları sadece Sağlık Bakanlığına devlet hastanelerinde oluştu. Oysa ki şikayetlerin birçoğunun özel hastanelerden ve fakülte hastanelerinden de geldiğini görüyoruz. Dolayısıyla bu kurulların ayrıca bu tip yerlerde kurulmasının şart olduğunu ifade ediyorum; bir.

İki; sağlık personeli atamalarında özellikle ben devlet hastanesine baktığımda, müşahede ettiğim bir hadise var. Başvurusu sayısını dikkate alarak atama yapılması gerektiği görüşündeyim. Yani oranın öngörülen ya da standartlarına göre değil; o hastanelere yapılan başvuru sayısının göz önünde bulundurulması gerektiğini söylüyorum.

Üçüncü önemli bir şey söylüyorum. 112 Acil Servisin tüm vatandaşlara sesleniyorum, hakikaten gerektiği zaman devreye sokulmasını, devreye girdiğinde de onların bir şeyleri vardır, bir merkezden yönetiliyor biliyorsunuz. Bu merkezin doğru yönlendirilmesi, çünkü bunun yanlış yönlendirilmesi sonucunda çok ciddi sorunlar yaşandığını görüyoruz. Nedir o sorunlar?

BALÇİÇEK PAMİR- Çok kısa alacağım lütfen.

ZEKİ SADUNOĞLU- Farklı bir hastaneye, uzak bir hastaneye ya da daha tedavi öngörmesi gereken hastaneye değil de en yakın hastaneye bırakıp gidiliyor ve hasta orada mağdur ediliyor.

BALÇİÇEK PAMİR- Ve etkin bir çalışma biçimi olmuyor diyorsunuz.

ZEKİ SADUNOĞLU- Bunlara dikkat edilmesini temenni ediyorum.

BALÇİÇEK PAMİR- Sağlık-Sen Genel Başkanı Mahmut Kaçar, sizden de çok kısa alayım. Çünkü, Ankara’dan cevap beklediğinizi biliyorum.

MAHMUT KAÇAR- Müsaade ederseniz, o hesaplarla ilgili bir-iki cümleyle kapatayım.

BALÇİÇEK PAMİR- Çok kısa.

MAHMUT KAÇAR- Doğrudur, Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde hasta hakları birimleri vardır. Ve hasta hakları oradaki vatandaşların şikayetleri, söz konusu çalışanlarla ilgili herhangi bir rahatsızlıkları olduğu zaman. Ancak maalesef Türkiye’de bu hasta hakları kurulları gün geçtikçe sağlık çalışanları üzerine psikolojik baskı kurma mekanizmaları haline dönüşmüş durumda. Bu konuda dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Özellikle mesnetsiz olan duyurularla ilgili, ilgili müracaatlarla ilgili mutlaka bir karşı müeyyide sistemi işletilmesi gerekiyor. Özellikle hasta haklarıyla ilgili böyle bir sıkıntımız olduğunu ifade edeyim. Hasta hakları olmalı mutlaka, ama bunun yanında da çalışanın da mağdur edilmeyecek bir dengelemenin yapılması gerekiyor.

Şimdi Cevdet Bey’in o Tek Tip Yasayla ilgili sözlerini önemsiyorum ve inşallah bu yıl sonuna kadar bu yasalaşmış olur.

Ali Bey’in zannediyorum bizim ifadelerimizi kast ederek olan bir-iki cümle var, iyi niyetli veya temenni şeklinde. Ben şunu ifade edeyim: Bizler, özellikle yetkili sendika olarak, Ali Bey’in de çatısı altında bulunduğu yüce meclisin 4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu doğrultusunda Hükümetle toplu görüşmelere oturan, ben burada destek talebinde bulunurken, izinli ve raporlu dönemlerde ek ödeme alması konusu tüm sağlık çalışanları adına şahsım, Hükümet adına da Hayati Yazıcı Bey’in altına imza attığı bir metin.

Tek Tip Yasayla ilgili de Cevdet Bey’in sağlık konusuna gelmesi halinde destek verecekleri ifade ettiği konu da, yine yasal çerçevede Sağlık Bakanıyla kurum idare kurul toplantısında resmi mutabakatı aldığımız konular. Ben bu bağlamda bir destek istedim.

Sonuç itibariyle şunu söyleyeyim: Evet sorunlar var. Gerek vatandaşın şikayetçi olduğu konular var, gerekse sağlık personelinin problemli olduğu konular var. Bence burada idareye düşen görevler var ve sivil toplum örgütlerine düşen görevler var. İdare, ben yaptım oldu mantığı yerine, biraz daha yönetişim modelini özümseyen bir tavır içerisinde olmalı, ki bunu özellikle son dönemlerde gerek toplu görüşmelerde, gerek kurum idare kurulunda görüyoruz bu yaklaşımları, olumlu yaklaşımları.

Sivil toplum örgütlerinin de şunu ifadeyim, tamamlayım bitiriyorum ben. Sivil toplum örgütlerinin de … yapılan işin kimin tarafından yapıldığına değil, neyin yapıldığını merkeze alan bir anlayışla çözüm odaklı yaklaşmalarının önemli katkı olacağını düşünüyorum.

ZEKİ SADUNOĞLU- Mahmut Bey, hasta hakları kurullarının baskı oluşturduğunu söyledi, bu son derece talihsiz bir açıklamadır. Hasta hakları kurullarının oluşumunu eğer biliyorlarsa, zaten 4 üyesi o hastanenin kendi üyeleridir. Dolayısıyla böyle bir baskının varlığından bahsetmek mümkün değildir. Tam aksine diyoruz ki hasta hakları kurul başkanının o hastanenin baştabip yardımcısı olmaması gerekir.

BALÇİÇEK PAMİR- Peki, Ankara’ya dönelim. Meclis Sağlık Komisyon üyesi CHP milletvekili Doktor Ali Arslan, demin Tam Gün Yasasının tehlikelerine dikkat çekmiştiniz, özelleştiriliyor demiştiniz. Eklemek istediğiniz noktalar varsa onları da alayım, Sayın Erdöl’le de bitireceğiz.

Buyurun efendim.

DR. ALİ ARSLAN- Şimdi seste sorun oldu, sorunuzu alamadık.

BALÇİÇEK PAMİR- Duyamadınız mı? Demin Tam Gün Yasasıyla ilgili tehlikelere dikkat çekmiştiniz zaten bütün detaylarıyla. Demiştiniz ki zaten sağlık özelleştiriliyor, bunun gittiği nokta burasıdır detaylı anlattınız ama, eklemek istediğiniz noktalar varsa onları alayım ki Sayın Erdöl’e de cevap hakkı tanıyıp, oradan bitireceğim.

Buyurun efendim.

DR. ALİ ARSLAN- Şimdi tabi Sayın Erdöl, rehin almanın olmadığını söyledi, doğru. Yani yöntemler değişti, rehin almak yok ama, sanıyorum orada hastanelerde görev yapan arkadaşlarımız var, hastaların elinden senet alıyorsunuz. Sonra senedi tahsil etme sırasında sıkıntı yaşanırsa, mesela Türkiye’nin birçok yerinde vatandaşımız biliyorsunuz senedin ciro edilmesi sırasında eğer parası yoksa mal bildiriminde bulunması gerekiyor hukuki olarak. Mal bildiriminde bulunmadıkları için, hastane borcu nedeniyle cezaevine girenler var. Şimdi rehin alma yok, yani daha önce rehin alınıyordu hasta, asla dışarı salınmıyor muydu? Salınıyordu, ama 3 gün, 5 gün rehin almayla ilgili Türkiye’de haberler çıkıyordu. Şimdiki sorun nedir? Eğer hastanın parası yoksa, daha dün beni Muğla’dan aradılar, hasta ölüyor, işte trafik kazası geçirmiş ya da adli vaka gibi olduğu da sonradan ortaya çıktı. BAĞ-KUR borcu var, yeşil karttan alıyor, işte 30 milyar civarında BAĞ-KUR borcunu da ödeyemediği için yeşil kart verilmiyor. O 30 milyar öderse ancak BAĞ-KUR karnesini şeyden kurtaracak.

DR. CEVDET ERDÖL- Tedavisi yapılmadı mı hastanın?

DR. ALİ ARSLAN- Tedavisi yapıldı. Hastaneden çıkarken dediler ki biz bu parayı nasıl ödeyeceğiz? Ben de aradım yetkili arkadaşlarımızı, işte bir çaresine bakarız, elinden senet alır göndeririz akrabalarının. Yani ölen adamın 30 milyarlık BAĞ-KUR borcu nedeniyle kendisine tedavisi yapılıyor ama, hastaneden nasıl çıkarılacağı konusunda benden yardım istediler. İşte Başhekimi aradık falan, dediler ki bir şekilde çözeriz, en azından elinden bir senet alır çıkarırız dışarı.

BALÇİÇEK PAMİR- Peki Sayın Arslan, soralım Sayın Erdöl’e.

DR. ALİ ARSLAN- Rehin kalma yok derken şu söyleniyor: Yani işte paran da yoksa çıkar gidersin, böyle bir şey yok. Senedini verirsin, sonra da senedin borcunu ödemeye gidersin.

BALÇİÇEK PAMİR- Peki efendim teşekkür ediyorum. Çok az sürem kaldı, Sayın Erdöl’ün cevaplayacağı çok nokta var diye düşünüyorum. İzin isteyerek ona söz vermek zorundayım. Buyurun efendim, son 5 dakikam o yüzden nasıl toparlayacaksınız bilmiyorum.

DR. CEVDET ERDÖL- Ben elimden geldiğince hızlı cevap vermeye çalışacağım.

Birincisi Saadet Hocam belki yanlış anladı, ben sağlık personeli bakımından hekimler de böyledir, hemşireler de böyledir, fizyoterapistler böyledir. Toplumda özel sektörde de aynı işi yaptıkları için bunlara döner sermaye olarak mümkün olan en üst limiti vermek gerekir ki kamuda hizmetlerine devam etsinler. Benim söylemek istediğim budur.

Bir diğer konu, hasta hakları kurullarının her hastanede olması fikrine ben katılıyorum Zeki Beye.

Bu fakirlerle ilgili Ali Bey’in söylediği meseleye de gelince, fakir olduğunu söyleyen kişi zaten Yeşil Kart aldığında 3 ay geriye doğru tüm masraflarını devlet ödüyor. Burada sorun fakir olmadığı halde kendi mesela iş yerinde primini ödemediği için veya iş sahibi, işveren sigorta primini ödememiş gibi keyfe keder uygulamalarla alakalı bir sorundur. Bunda da tedavi acil hallerde biraz önce söyledim, acil hallerde meslek hastalıklarında, iş kazalarında, analık hallerinde ve 18 yaştan küçüklerde mutlaka tedavi yapılır. Ama tedavi yapıldıktan sonra gerekli işlemleri de yapılır. Bun da asıl olan kişinin tedavi edilmesidir, dolayısıyla bunda bir sorun yok. Yine Ali Bey’in biraz önce sorduğu ve haklı olarak neden Sağlık Bakanlığında 6 ay da üniversitelerde 1 yıl müddet verildi diye bir sorusu oldu, buna da açıklık getirmem gerekiyor. Üniversite hastanelerindeki döner sermaye yapısı maalesef kuvvetli değil. Bunun için Sağlık Bakanlığının 6 ayda adapte olacağı sisteme ancak üniversite hastaneleri 1 yılda adapte olabilir diye düşünce ortaya çıktı, yani mali yapılarının kuvvetlenebilmesi ve sağlık personeline yeterince döner sermaye verebilmelerine imkan sağlamak bakımından 1 yıl gibi bir müddet verilmiş oldu, bundan kaynaklanan bir şeydi. Ben burada sağlık personelimizin can siperhane çalışmalarını tekrar kendilerine teşekkür ederek ifade etmem gerekiyor. Ve tekrar vurgulamam gerekiyor ki Avrupa’ya, dünyaya örnek olan başarılar sağlandı. Bunlardan kızamık en önemli örneklerden birisidir. 3 yıldır ülkemizden kaynaklanan kızamık vakası yoktur, bu çok büyük bir başarıdır, bu sağlık personelimizin ne derece çalıştığını gösteriyor. Biz bazı şeyleri yapıyoruz…

BALÇİÇEK PAMİR- Buradan bir soru daha var, çok kısa bir soru daha var buyurun,

DR. CEVDET ERDÖL- Biz bazı şeyleri yapıyoruz, ancak…

ZEKİ SADUNOĞLU- Hasta hakları kurul üyelerinin oluşması ve görevlerinin devamı için bu hasta hakları kurul üyelerine mutlaka oturum başına belli bir ücret ödenmesi gerekir, aksi takdirde bu kurullar bir süre sonra işlemeyecek ve görevlerini yerine getirmeyecekler.

BALÇİÇEK PAMİR- Peki, teşekkür ediyorum. Böyle bir saptama yaptı Sayın Zeki Sadunoğlu.

DR. CEVDET ERDÖL- Şimdiye kadar tabi işliyor. O kendi fikirleridir, bunu bakanlığa iletirlerse memnun olurum yani, yani o Bakanlık nezdinde yapılabilecek olan bir girişimdir.

BALÇİÇEK PAMİR- Sayın Erdöl, benim son bir sorum var, son bir sorum var size şöyle bir soru: Karşıt Görüş başladığından beri zaman zaman dile getirdiler Sağlık Bakanının üslubuyla alakalı. Şimdi tabi ki kişisel üslup değil, o bir bakanlığın üslubu diye görünüyor, o yüzden soruyorum yoksa başka türlü değil. Dolayısıyla doktorlarla olan bu üslup sorunu tarz, tavır, sonuçta AK Parti’yi bağlıyor, Hükümeti bağlıyor, devam edecek mi, ne olacak, belki de sorunun muhatabı siz değilsiniz biliyorum ama, bunu da sormak gerekir diye düşündüm.

DR. CEVDET ERDÖL- Ben son söz olarak zaten onu saklamıştım. Sayın Bakanımız burada olmadığı bir ortamda kendisine atfen söylenen sözlerin ne derece doğru olduğu tartışılan sözlerin söylenmesini ben şık bulmadığımı ifade ediyorum. Kendisinin bulunduğu bir ortamda, kendisiyle bunlar karşılıklı olarak medeni bir şekilde yüz yüze görüşülebilir, tenkit edilebilir, insanların tenkitlerine iktidar olarak bizim toleranslı olmamız lazım. Ama insanlar da hiçbir zaman ne biz başkalarını, ne başkaları bizi edep sınırlarının dışında, nezaket sınırlarının dışında, saygı sınırlarının dışında kelimelerle karşımızdakini ne biz bir söz söyleyerek incitelim, ne de söz söylenerek incinelim.

DR. OSMAN ÖZTÜRK- Burada herhalde tuzu kuru hekimler tanımını tarif ediyorsunuz Sağlık Bakanımıza?

DR. CEVDET ERDÖL- Ben bu bakımdan bunu da hatırlatmak istedim. Bu fırsatı verdiğiniz için de çok teşekkür ediyorum. İnşallah yarınlar bugünlerimizden daha iyi olacak.

BALÇİÇEK PAMİR- Sayın Erdöl, Sayın Arslan; çok çok teşekkür ediyorum katıldığınız için, Ankara’dan biraz uzak da olsa çok değerli görüşlerinizi bizlerle paylaştığınız için çok çok teşekkür ediyorum. İstanbul Stüdyoda da katılımcılara çok teşekkür ediyorum.

Bu hafta Karşıt Görüş’te sağlığı her yönüyle masaya yatırmaya çalıştık. Umarız etkili olmuştur, doyurucu olmuştur, izleyici maillerini de mümkün olduğu kadar yanıtlamaya çalıştık.

Bu hafta bizden bu kadar, önümüzdeki Çarşamba yeni bir Karşıt Görüş’le tekrar buluşmak üzere, iyi geceler.

 

----- / -----

 

Bel Fıtığı Tedavisi Hazır Rulo Çim